>

ŞEKER VE KANSER RİSKİNİ DÜŞÜREN SEBZE: HAVUÇ

  Meyve ve sebzelere kırmızı ve turuncu rengi veren Betakaroten isimli besin maddesinin şeker hastalığına karşı genetik yatkınlığı olan kişilerde tip 2 diyabet riskini düşürebildiği belirlendi.   Havuçtaki beta karotenin şeker hastalığını önleyebileceğini belirten bilim adamları, bol miktarda beta karoten ve diğer karotenoid tüketiminin kanser ve diğer hastalık risklerini de düşürdüğünü ifade ediyor.   Huffington Post'ta yer alan habere göre, Stanford Üniversitesi Tıp Okulu'nda görevli araştırmacılar yaptıkları çalışmada betakarotenin tip 2 şeker hastalığı riskini düşürdüğünü tespit ettiklerini açıkladılar. Daha fazla araştırma yapılıncaya kadar beta karotenin diyabeti önleyebileceğini söylemenin mümkün olduğunu belirten bilim adamları, bol miktarda beta karoten ve diğer karotenoid tüketiminin kanser ve diğer hastalık risklerini de düşürdüğünü ifade ettiler. Bu nedenle havuç, tatlı patates, bal kabağı gibi birkaç sarı-turuncu sebze yemek oldukça faydalı.   Ayrıca yine aynı araştırmada, E vitamininin "gamma-tocopherol" olarak bilinen formunun tip 2 diyabet riskini artırdığını belirlediler. Ancak bu durum daha çok çekirdeklerde ve kabuklu yemişlerde bulunan E vitamininin sağlığınız için kötü olduğu anlamına gelmiyor. Beta karotenin mi yoksa E vitamininin mi tip 2 diyabeti önlediği ya da tip 2 diyabete neden olduğunu tam olarak tespit etmek için ise daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.   

SAKIZ ÇİĞNEYİN ÇÜRÜĞÜ ÖNLEYİN

  Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın sağlıklı dişler ve iyi bir ağız hijyeni için çok pratik tüyolar verdi…   Yalçın yemeklerden sonra 20 dakika sakız çiğnemenin çürüğü önlediğini, süt içmenin diş yapısını güçlendirdiğini söyledi.   Yalçın doğru beslenen kişilerin ağız, diş ve kemik sağlıklarının da aynı oranda sağlıklı olduğuna dikkat çekti. Yalçın, "Gözlemlerime dayanarak kolaylıkla söyleyebilirim. Tüm besin gruplarından dengeli olarak beslenme kemiklerimiz ve dişlerimizin dirençli olmasını sağlarken iyileşme sürecini de hızlandırır" dedi. Ortodontist Dr. Aylin Sezen Yalçın diş sağlığını düşünenlerin günlük  beslenmesinin nasıl olması gerektiğini anlattı. Yalçın, her besin grubundan dengeli olarak tüketilmesi gerektiğini belirterek, belli başlı yiyecekleri şöyle sıraladı: "Karbonhidrat (ekmek v.b), sebze, meyve, et, süt, yoğurt, peynir…"   ARA ÖĞÜNLERİ AZALTIN Yalçın, "Özellikle ara öğünlerle şekerli bir gıda yediğinizde 20 dakika boyunca   dişleriniz asit ortama maruz kalacaktır. Araöğünler sıklaştıkça gün içinde dişler sürekli asitle mücadele halinde olacağından çürük oluşumunda artış olur" şeklinde konuştu.   ANA ÖĞÜNLER SERBEST Yalçın, ana öğünlerde, besin çiğnenme fonksiyonu sırasında  salgılanan  tükürük miktarında  artış olduğunu belirterek, tükürük artışı ile birlikte dişlerin üzerinde besin birikimi ve asit ortamın yaratacağı etkilerin azaldığını anlattı.   SÜT ÜRÜNLERİ MUCİZESİ Yalçın, diş sağlığında süt mucizesine dikkat &c...

SAKIN İNTERNETTEN ALMAYIN!

  Anadolu Gözlükçüler ve Optisyenler Dernekleri Federasyonu Başkanı Taylan Küçüker, gözlükçüler olarak internet üzerinden kontakt lens satışı yapılmasını istemediklerini belirterek, "İnsanın göz ve görme sağlığı üzerinden pazarlamacılık yapılamaz.' dedi.   Kontakt lensin, kornea ile temas eden, göz, görme sağlığı açısından, kullanım ve hijyen konusunda, hastanın, optisyen - gözlükçü tarafından bizatihi enforme edilmesi gerekli bir tıbbi cihaz olduğuna dikkat çeken Küçüker, 'Her ne kadar uygulama hekim tarafından yapılsa da, lensin özelliği, temizlenmesi, makyajla etkileşimi, iyi bilinmeli ve optisyen tarafından kontakt lens kullanıcısına iyi anlatılmalıdır.' diye konuştu.   İnternetten kurye ile kontakt lens alan hastaların, lens kullanımı ile ilgili bilgilere nasıl ulaşacağını soran Federasyon Başkanı Küçüker, şöyle devam etti: 'Kontakt lensin sadece optisyenlik müesseselerinde satışına izin veriliyor. İnternet sitesi optisyenlik müessesesi değildir. Hasta, yasa gereği, kontakt lens reçetesi ile, optisyenlik müessesesine müracaat ederek, gözlükçü -optisyenden kontakt lens satın alabilir. Reçetesi, optisyenlik müessesesinde reçete kayıt defterine kayıt edilir.'   Küçüker, İnternet sitesine reçete ile başvurulması, yasa hükümlerini karşılamayacağına işaret ederek, 'Böyle bir uygulama, ileri ki dönemde, hastanın hekime ve optisyenlik müessesesine uğramadan, internet üzerinden kontakt lens temin etmesine sebep olacaktır. Sermaye sahibi zincir mağazalar, sitelerini reklâmlarla topluma tanıtacak, Türkiye'de her bölgeye kurye ya da kargo ile dağıtım yapabilecektir. Sahte kayıt dışı...

DÜZENLİ BALIK YEMENİN FAYDASI ÇOK

  Lezzetiyle günlük hayatta sofraları süsleyen balıklar, sayısız hastalığa da şifa oluyor. Balık eti, yüksek kolesterolün düşürülmesinden, metabolizmanın güçlenmesine, cilt güzelliğinden, eklem sağlığına kadar birçok rahatsızlığa deva.   Düzenli bir şekilde balık yemek ise kalp hastalıklarında ölüm riskini yüzde 36 oranında azaltıyor.  Uzmanların balığın sağlığa etkileri üzerine yaptığı çalışma, balığın insan vücuduna olan faydalarını ortaya koydu. Son 20 yılda bu konuda yapılan araştırmaları bir araya getiren uzmanlar, balığın yararları yanında zararının çok az olduğu sonucuna vardı. Araştırma sonuçlarına göre balığın faydaları saymakla bitmiyor. Araştırmalar, balık yemenin kalp hastalıklarından ölüm riskini yüzde 36 oranda azalttığını ortaya koyuyor. Yağlı balığın daha fazla omega3 içermesi nedeniyle de sağlığa daha yararlı olduğu çalışmadan çıkan bir başka sonuç. Uzmanlar, sağlıklı bir yaşam için hafta iki öğün balık yenmesini tavsiye ediyor.  İşte balığın insan vücuduna yararlarından bir kaçı:  - Balık, protein, D vitamini ve eser elementler açısından mükemmel bir besin kaynağıdır.  - İçerdiği fosfor, sülfür, vanadyum gibi mineraller sayesinde büyümeyi ve dokuların iyileşmesini sağlar.  - Sağlıklı diş etleri ve diş yapısı oluşmasına yardımcı olur.  - Cilt rengini güzelleştirir.  - Saçların daha dayanıklı olmasını sağlar.  - Bakteriyel enfeksiyonlarda mücadeleye katkıda bulunur.  - Kandaki kolesterolü düzenleyici etkisiyle kalp krizinin önlenmesinde önemli rol oynar.  - Nişasta ve yağların parçalanarak vücutta kullanılmasına yardım eder.  - Eklem sağlığına fayda...

ÇÖPE GİDEN SAĞLIK

  Bazen, yiyeceklerin yemediğiniz kısımları en faydalı kısımlarıdır. İşte çöpe giden sağlık depoları...   Kalp için karpuz kabuğu: Karpuz kabukları, kan damarlarının genişlemesine yardımcı olan sitrülin amino asidi zenginidir.   Diyabete kereviz yaprağı: Kereviz iyi bir magnezyum kaynağıdır ama yaprakları, sapından daha çok magnezyum içerir. Yapraklar, tip 2 diyabet riskini yüzde 23'e kadar azaltır.   Felce karşı soğan kabuğu: Soğanın kabuğu tansiyon düşürür ve felce neden olan damar tıkanıklığını önleyen kuersetin bakımından çok zengindir.   

DAHA MUTLU BİR YAŞAM İÇİN 11 ADIM

  Hızla akıp giden zaman içinde bedenimiz yorulduğu gibi ruh sağlığımız da olumsuz etkilenmektedir.   Bu duruma genellikle iş yaşamındaki sorunlar ile günlük hayatın stresli ve hızlı temposu sebep olmaktadır. Sağlıklı bir psikolojiye sahip olmak için öncelikle iş ve özel hayatın dengelenmesi gerekir. Memorial Suadiye Tıp Merkezi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psk. Uğurkan Ulutürk, ruh sağlığını korunmanın yolları hakkında bilgi verdi.       Sağlam bir psikoloji için sağlam adımlar   1.    Yaşam koşullarınızı, hareketlerinizi, konuşmanızı, kahve içmek veya yemek yeme gibi davranışlarınızı yavaşlatın. Yaşamı ve zamanı arkasından kovalamak yerine, yavaş hareket ederek şimdiki anın tadını çıkarın. Çünkü günü anlamlı kılan o günü yaşamanızdır.   2.    Yeniliklere açık olun. Her yeniliğin beraberinde zorluklar ve kolaylıklar olabileceğini göz önünde bulundurun ve bunlara karşı hazırlıklı olun. Karşılaşacağınız zorluklarla başa çıkmak için daha önceki yıllarda buna benzer zorluklarla nasıl başa çıktığınıza odaklanın.   3.    Daha önceki yıllarda kurduğunuz hayaller gerçekleşmediği için umudunuzu yitirmeyin. Hayal kurmaya ve istemeye devam edin; ancak kurulan her hayalin ardındaki hayal kırıklıklarına karşı hazırlıklı olun.   4.    Mükemmeli yapmaktan ve mükemmel bir eş, baba, çalışan ya da öğrenci olmaktan çok; iyi eş, iyi anne, iyi çalışan veya sadece iyi bir öğrenci olmaya gayret edin. “Sadece iyi” olarak kendinize hata yapma hakkı tanıyabilirsiniz.   5.    İstediğiniz her şeyin sizde gizli olduğunu unutmayın. Bu yüzden her şeyden önce kendinize zaman ayırın. ...

DEPRESYON NE DEĞİLDİR

  Duyguları anlamlı kılan karşıtlarının varlığıdır.   Her olumsuz duygu durumu depresyon mudur?   Her sıkıntı, mutsuzluk, üzüntü hatta yas hali depresyon değildir. Terazinin olumsuz kefesindeki duygular, tedavisi gerekli “depresyon” değil, yaşanması gereken duygulardır. Çünkü duyguları anlamlı kılan, karşıtlarının varlığıdır.   Yazılı ve görsel basında ve özellikle de internet ortamında “depresyon” terimi giderek daha sık yer alıyor. Bununla birlikte günlük yaşamda da dilden düşmeyen ve insanların ruh hallerini ifade etmek için, belki de arkasına sığınılan bir bahane olarak, gereğinden fazla kullanılan bir ifade oldu, depresyon.    Depresyon, günlük hayatımızda her olumsuz duygu durumumuzun günah keçisi ilan edilirken akıllara “neyin depresyon olmadığı “ sorusu geliyor. Bu konudaki sorumuzu Neolife Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Bora Telaferli’ye sorduk. İşte Telaferli’nin “depresyon ne değildir” sorusuna yanıtları.     Yaşam, her zaman beklentilerimizi karşılamıyor. Bazen bizi kayıplar, düş kırıklıkları ile karşı karşıya bırakıyor. Telaferli; bu mevcudun kaybı veya beklenenin gerçekleşmemesi karşısında hissedilen üzüntünün yaşamın doğal parçası olduğunu belirtiyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “İnsanın doğası gereği durumlar karşısında uygun duygulanım içine girmesi ve bunu ifade etmesi beklenir. Yaşanan bir kayba karşı verilen normal tepki, matem reaksiyonu yaşanması gereken bir süreçtir; depresyon değil. Oyuncağı kırılan çocuğun, sevgilisi terk eden bir insanın, yakınını kaybeden bir kişinin, kaybı için yaşadığı hüzün bunun karşıtı olan sevincin, mutluluğun anlamını daha açık olarak idrak etmesini ve o dinginliğe ulaşmak i&c...

KULAKLIKLARINIZA DİKKAT!

  Müzik dinlemek ve video izlemek için kulaklık kullanmanın sağlığa zararlı olup olmadığını bir kez daha düşünmek gerekiyor.   Memorial Etiler Tıp Merkezi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Atilla Şengör, sesin şiddeti ve süresinin işitme sorunları açısından büyük önem taşıdığını belirterek, kulaklıkla yüksek sesle müzik dinlenmenin olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.     Ses şiddetini ve dinleme süresini aşıyorsanız işitme kaybı yaşayabilirsiniz   Yüksek sesle müzik dinlemek amacıyla kulaklık kullanılması, erken yaşlarda işitme kaybı için bir risk faktörü olabilmektedir. Kullanıcıların bu riski en aza indirebilmesi için bazı önlemler alması gerekmektedir. Yapılan araştırmalar, 85 desibel şiddetindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalınmasının kulak sağlığına zararlı olduğunu göstermektedir. Bu süreler 88 desibel için 4 saat, 91 desibel için 2 saat ve 100 desibel için 15 dakika şeklinde örneklendirilebilir. Taşınabilir müzik dinleme cihazlarının maksimum ses seviyeleri 120 desibel ses düzeyinin üzerine çıkabilmektedir. Bazı araştırmalarda, kulaklıkla 1 saat süreyle yüksek seviyelerde müzik dinleyen çocuklarda yapılan işitme testlerinde 5-10 desibel geçici işitme kayıpları gözlendiği belirtilmektedir.   Ses şiddeti azaltılmalıdır   Ses şiddetine bağlı olarak gelişen akustik hasar, tipik olarak iç kulakta “salyangoz” adı verilen bölümdeki işitme hücrelerinde veya sinirlerinde meydana gelir. Buna ek olarak bireylerde bildikleri veya farkında olmadıkları bazı sistemik hastalıkların varlığı, iç kulağı işitme kaybına daha yatkın hale getirebilir. Gençlerin büyük bir çoğunluğu yüksek sesle müzik dinle...

KIŞIN VÜCUDUNUZU MUTLAKA HAVALANDIRIN

  Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Öztürkcan, kış aylarında giyilen yünlü giysilerden dolayı vücutta kaşıntı, egzama gibi rahatsızlıkların oluşabileceğine dikkati çekerek, üzerindeki giysiler çıkartılarak cildin mutlaka havalandırılması gerektiğini belirtti. Öztürkcan, kış aylarında insanların tercih ettiği kalın kıyafetlerin bazı sağlık sorunlarına neden olduğunu dile getirdi. Kış aylarında vücudun havayla daha az temas ettiğini, pamuklu ve sabun tozuyla yıkanmış giyeceklerin tercih edilmesi gerektiğini ifade eden Öztürkcan, şöyle konuştu:   ''Kış aylarında giyilen yünlü giysilerden dolayı vücutta kaşıntı, egzama gibi rahatsızlıklar oluşabilir. Kış aylarında insanlar üşüdükleri için çok fazla giysisini, çorabını çıkartmayabilir ancak mutlaka çıkarmalı ve vücudunu havalandırmalıdır. Çoraplar da mutlaka çıkarılmalı, ayaklar da havalandırılmalıdır. Özellikle sentetik çoraplar ayağı terletmesinden dolayı başta mantar olmak üzere çeşitli enfeksiyonlara neden oluyor. Aynı zamanda alerjik reaksiyon da oluşturuyor. Kıyafetlerin ve çorapların mutlaka akşam çıkarılmasına ve cildin havalandırılmasına fırsat verilmeli.''   KIŞ GÜNEŞİNE DİKKAT Kapalı ve soğuk havaların ardından yüzünü gösteren güneşin ciddi sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkati çeken Öztürkcan, ''Uzun süre güneş görmeyen bir cilt, aniden güneşe çıkarsa 'yanık' gibi birçok rahatsızlık yaşanabilir'' dedi.   Öztürkcan, yoğun olarak güneş ışınına maruz kalmanın, zararı zamanla ortaya çıkabilecek başka hastalıkl...

BEŞ ADIMDA BAKIMLI SAÇLAR

  Ünlü saç tasarımcısı John Wood, kış aylarında cildimiz gibi saçlarımıza da özen göstermemiz gerektiğini söyledi ve ışıl ışıl saçlara sahip olmanın püf noktalarını anlattı 1. NEMLENDİRİN  Kış aylarında cildinize verdiğiniz önemi saçlarınıza da vermelisiniz. Saçların; yazın kuruması ile kışın kuruması arasında büyük bir fark vardır. Saç; kışın kuruduğunda çok daha kolay kırılabilir. Bu yüzden de soğukta en önemli şey; güvendiğiniz bir ürünle saçı nemlendirip bakım yapmaktır.    2. SIK SIK FIRÇALAYIN  Yağmurlu ve soğuk havalarda saçlarınızı yeterince fırçaladığınıza emin olun. Bu işlemi yaparken de düzleştirici etkisi olan bir ürün kullanın. Böylece fırçalarken saçlarınızı kırmazsınız.    3. TOPLAYIN  Eğer dağda kayak yapıyor ya da tatildeyseniz, saçlarınızı yıkadıktan sonra saç maskesi kullanmayı ihmal etmeyin. Ardından nemli elinizle toplayın ve kurumasını bekleyip sonra açın. Unutmayın; kayarken çok fazla yapılı duran saçların modası çoktan geçti. Yeni trend, doğal saçlar.    4. AÇIK RENKLER SEÇİN  Kışın yüzümüzde pek renk olmaz, biraz daha soluk dururuz. Saçı canlı ve özenli gösteren bir saç tonundan söz ediyorum. Kışın gri havasında koyu renk saçlar hoşuma gitmiyor. Biraz gölge ve parlaklık istiyorum.    5. ŞAPKA KULLANIN  Karlı bir yere gidecekseniz ve saçınız boyalıysa, onu mutlaka bir şapka ve bant altında gizlemelisiniz. Şapka kullanmak istemiyorsanız; saçı dış etkilerden koruyan ürünler tercih edin.  ...

KADINLARA UYARI STRES YAPMAYIN ÇÜNKÜ...

  Bebek sahibi olmak isteyen çiftlere uygulanan sosyal baskı, çiftlerde strese yol açarak çocuk sahibi olmayı geciktiriyor. Uzmanların tavsiyesi, tedavi süreci hakkındaki bilgileri gerekmedikçe yakınlarla paylaşmamak.   Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bülent Berker, çocuk sahibi olamayan çiftlere yol haritası çizerek, tüp bebek yöntemi hakkında bilinmeyenleri anlattı. Türkiye'de çocuk sahibi olmayan çiftlerin sayısının kesin olarak bilinemediğini belirten Prof.Dr. Berker, üreme yaş grubundaki çiftlerin yüzde 10-15'inin bebek sahibi olamadığını ve Türkiye'de bu rakamın 150-200 bin çifte denk geldiğini söyledi.   Tedavi gören çiftlerin büyük bir kısmının çocuk sahibi olabileceğini ifade eden Prof.Dr. Berker, çiftler arasında çok az bir kısmın hiç çocuk sahibi olamayacağını dile getirerek şöyle konuştu: 'Genellikle çiftlerin tıbbi yardım gördüklerinde çocuk sahibi olabileceklerini biliyoruz. Bunu kadının yaşına göre ayarlamak lazım. Normal adet gören, herhangi bir sıkıntısı olmayan 35 yaşın altındaki kadınlar bir yıl düzenli ilişkide bulunmaları halinde çocuk sahibi olamıyorlarsa, o zaman onların tıbbi bir yardım almaları lazım. Yaş 35'in üzerindeyse hiçbir sorun olmasa bile bebek için bekleme süresinin 6 ayı geçmemesi lazım. Bu 6 ay içerisinde çocuk sahibi olamamışlarsa o zaman doktora başvurmalarını öneriyoruz.'   TÜP BEBEK İLK YÖNTEM DEĞİL   Bebek sahibi olmak isteyen çiftler için pek çok tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Prof.Dr. Berker, tüpte tıkanıklık, y...

ISLAK VE AÇIK YÜZ FELCE UĞRUYOR!

  Soğuk havaların yanı sıra açık bir otomobil penceresinin, kasksız motosiklet kullanımının, deniz kenarında ya da teknelerde yüzün rüzgardan korunmamasının yüz felci gelişimini kolaylaştırdığına dikkat çeken uzmanlar bu hastalığın tedavisinde ise ilk 10 günün çok önemli olduğu görüşünde.   Beyindeki veya yüz sinirlerindeki bazı hastalıkların, beyin ile yüz kasları arasındaki iletişimi engellemesi durumunda oluşan yüz felciyle yüz hareketleri kısmen yada tamamen kayboluyor.   Açık ve ıslak yüz felç geçirtebilir   Yüz felciyle birlikte işitme ve tat alma sorunlarının da ortaya çıktığına dikkat çeken Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhan Sevim, soğuk havalarla birlikte artış gösteren hastalıkla ilgili önemli uyarılarda bulundu. Özellikle soğuk ve yağışlı havalarda dışarıya çıkarken yüzümüzü korumamız, ıslaksa kurutmamız gerektiğine dikkat çeken Sevim'in ikazları şöyle: "Kışın daha sık olsa da yüz felcinin ılık ve sıcak havalarda da oluşabileceği akıldan çıkmamalı. Açık bir otomobil penceresi, kasksız motosiklet kullanımı, deniz kenarında ya da teknelerde yüzün rüzgardan korunmaması durumlarında yüz felci gelişimi kolaylaşır. Şeker hastalarında ve gebelerde yüz felci daha kolay oluşur. Özellikle soğuk veya rüzgarlı havalarda dışarıya çıkarken yüzümüzü atkıyla veya hava şartlarına göre kar maskesiyle kapatmamız bir zorunluluktur. Rüzgarlı ve soğuk havalarda yüzün ıslak ve açıkta olması, yüz felci gelişimini kolaylaştırıyor.'   Yüz, sağlam tarafa kayıyor   Sevim, yüz felcinin en sık görülen t...

EV KADINLARI NEDEN DAHA ÇOK KİLO ALIR?

  Bütün dünyada bir salgın gibi yayılan “şişmanlık hastalığı" en çok ev kadınlarını vuruyor!   İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya ''Ev kadınlığı belki de dünyanın en nankör işi, saçlar süpürge edilir yine de yapılan onca iş göze görünmez, yorgunluk anlaşılmaz'' derken ev kadınlarına farkında olmadan kilo aldıran pek çok neden olduğunu söyledi...   İşte onlar   Çoluk, çocuk, düzen, yemek, ütü, çamaşır, bulaşık... Ev işleri... Her gün yapılan en nankör işlerden. Bütün bu işleri tek başına üstlenen ev hanımlarını bekleyen gizli tehlikelerden biri de farkında olmadan kilo almak. Peki nedir bu sinsi ve gizli tehlikeler onları da Dr. Ayça Kaya aktarıyor...   Kendinize değer verin: Özsaygınızı kimselerin yok etmesine izin vermeyin! Her gün sık sık 'Ben çok değerliyim ve bütün güzellikleri hak ediyorum' diye tekrarlayın, dil söyleyince beyin de kalp de buna inanır.   Ev işlerini planlayın: Ev işi bitmez! Hedef bir yeri kirden arındırmak olmalı, bütün mikroplar ortadan kalkacak diye kimyasalların zehiriyle boğulmayın!   Zamanı iyi yönetin: Bütün başarıların ardında 'zaman yönetimi' yatar. Günü iyi planlar, kararlara sadık kalınırsa herkese, her şeye daha rahat vakit ayırılabilir.   Yemek yaparken atıştırmayın: Saatler boyu kendini mutfağa hapseden ev kadınları bir yandan çeşit çeşit yemek hazırlayıp bir yandan da her yaptığının tadına bakarsa toplamda epey fazla 'göze gözükmeyen kalori' almış olur.   Farkında olmadan yenilenlere dikkat edin: Ana öğünler kadar kalori alınan ama farkında olunmayan iki yeme alışkanlığı da öğleden &ou...

ÖNCE DOKTORA SONRA KAPLICAYA

  Demir, kükürt, kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum ve bikarbonat gibi madeni tuzlarca zengin olan ve bu nedenle bazı hastalıklarla iyi gelen şifalı sular üzerine kurulan kaplıcalara gitmeden önce mini bir check-up yaptırılmasını öneren uzmanlar, böylelikle sağlık açısından risklerin ortadan kalkacağını belirtiyor.   Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sami Hizmetli, kaplıcalara gitmeden önce ''mini bir check-up'' yaptırılmasının sağlık açısından riskleri ortadan kaldıracağını söyledi.   Prof. Dr. Hizmetli, demir, kükürt, kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum ve bikarbonat gibi madeni tuzlarca zengin olan şifalı suların, bazı hastalıklara iyi geldiğini belirtti. Şifalı sulardan, üzerlerine kurulan kaplıcalar vasıtasıyla insanların faydalandığını ifade eden Hizmetli, ancak bu şifalı sulardan bilinçsiz şekilde yararlanma isteğinin bazı sıkıntılara yol açtığına dikkati çekti. Mutlaka hekim kontrolünün ardından kaplıcaya girilmesi gerektiğini vurgulayan Hizmetli, şöyle konuştu:   ''Çok sağlıklı olabiliriz ama iç organlarımızda bir enflamasyon olabilir. Daha önce geçirdiğimiz iltihabi bir rahatsızlığımız bulunabilir. Basit bir sinüzitte bile çok fazla termal etkiye maruz kaldığınız zaman olumsuz sonuçlar çıkabilir. Yine vücuttaki kronik iltihaplanmalar tetiklenebilir. Bu nedenle mutlaka mini bir check-up yaptırdıktan sonra kaplıca suyuna girilmeli. Yani kardiyovasküler sistem, kalp sistemi ve dahili sistem tetkik edilmeli. Eğer kontrollerde sıkıntı yoksa kaplıca suyuna girilmeli.''   Prof. Dr. Sami Hizmetli, 65 yaş üstünde olanların ise her yönden tetkiklerinin kapsamlı bir şekilde yapılması gerektiğini vurguladı. Aksi halde bilinçs...

TIRNAK VE SAÇ YİYENLER DİKKAT!

  Tırnak ve saç yiyenler 'Bezoar' tehlikesiyle karşı karşıya   Samsun Büyük Anadolu Çiftlik Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Uzmanı Op. Dr. Muzaffer Al, tırnak ve saç yeme alışkanlığı bulunan kişilerin bezoar tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını söyledi. 'Bezoar'ın insan ile hayvanların mide ve bağırsaklarında bazı madde liflerinin kümeleşip sertleşmesiyle oluşan taş olduğunu ifade eden Op. Dr. Al, tırnak ve saç yeme hastalıkları bulunan kişilerde bezoarın muhakkak oluşmuş olabileceğini, tedavi edilmediği takdirde büyük sağlık sorunları ile karşı karşıya kalınabileceklerini kaydetti.   2 yıldır mide rahatsızlığı bulunan 35 yaşındaki Saniye Şahin isimli hastanın şikayeti üzerine yaptıkları tetkik ve endoskopinin sonucunda bezoar tespit ettiklerini belirten Genel Cerrahi Kliniği Uzmanları Op. Dr. Muzaffer Al, "Hastamız kliniğimize başvurduğunda 2 yıldır midede ağrı ve hazımsızlık şikayeti vardı. Yaptığımız tetkikte midede yerleşen bezoar tespit ettik. Gerçekleştirdiğimiz operasyon ile midesindeki 10 cm'e 4 cm boyunda yaklaşık 180 gr. ağırlığındaki bezoarı başarıyla aldık. Tırnak yeme alışkanlığı bulunan hastamız, teşhis sonrası bu alışkanlığını bıraktı." dedi.   MEYVE VE SEBZE ÇEKİRDEKLERİNE DİKKAT   Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kerim Güzel ise saç, tırnak ve tüy yeme alışkanlığı dışında sindirilmiş posalı meyve ve sebzelerin ve çekirdeklerinin alınması, sindirilemeyen lifli gıdaların bezoar oluşumuna yol açabileceğine dikkat çekti. Op. Dr. Güzel, "Geçirilmiş mide ameliyatları, ülserler, crohn hastalığı, mide, pankreas ve duedonum kanserleri, mide stazına neden olan diyabet, tiroid bezinin yavaş çalışması gibi hastalıklar, eksik diş varlığı ve yetersiz çiğneme alışkanlıkları bezoar oluşumunu kolaylaştırmaktadır." bi...

PANİK ATAKLA BAŞA ÇIKMAK MÜMKÜN

  Ani kaygı nöbetlerine eşlik eden çarpıntı, aşırı terleme ve bulantı gibi belirtilerle kendini gösteren panik atak, son yılların en yaygın rahatsızlıkları arasında yer alıyor. Hastaların yaşamını alt üst edebilen bu hastalık, doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınabiliyor. Uz. Dr. Mehmet Güdük, panik atak belirtileri ve bu durumla başa çıkabilme yolları hakkında bilgi verdi.   Panik atağın tek başına bir hastalık olmadığını belirten Mehmet Güdük, “Panik atak birçok psikiyatrik hastalığın dışında; tiroid bozuklukları, kan şekerinin düşmesi, kalp ve akciğer rahatsızlıkları, beyin tümörleri, epilepsi, kansızlık, çeşitli enfeksiyonlar, vitamin eksiklikleri, aşırı kafein tüketimi ve bazı ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Panik atak tek başına bir hastalık değil, birçok psikiyatrik veya fiziksel rahatsızlığın belirtisidir.” dedi.   Çarpıntı, kalp atışlarını duyumsama, kalp hızında artış olması, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, soluk kesilmesi, göğüste ağrı, sıkıntı, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, bayılma hissi, olayları ve çevreyi bir sis perdesinin gerisinden bulanık algılama, kendine yabancılaşma, uyuşma ve karıncalanma, üşüme, ürperme, ateş basması, kontrolü yitirme, çıldırma ya da ölüm korkusunun panik atak sırasında ortaya çıkan belirtiler olduğunu anlatan Güdük, “Panik atak esnasında, öncelikle kişinin uygun bir yere oturması gerekir. Burundan yavaşça nefes alınıp, 5 saniye tutulduktan sonra, yavaşça dudaklar büzülerek nefes verilmelidir. Kişi kendini rahat hissettiği bir anını gözünde canlandırarak, dikkatini burada toplamalıdır. Çevredeki ayrıntılara odaklanmaya çalışılmalıdır. Panik atak nöbeti yaşadığını düş&...

BASİT BİR DÜŞME KALICI SAKATLIĞA DÖNÜŞMESİN

  Özellikle soğuk kış günlerinde kar ve yağmurun da etkisiyle düşmeler ve yaralanmalar artıyor. Ufak bir düşme, sendeleme hatta evde yaşanılan basit burkulmalar bile büyük problemlere yol açabiliyor. Kimi zaman önemsenmeyen bir yaralanmanın altından el, bilek kırıkları çıkabiliyor. Liv HOSPITAL Ortopedi Travmatoloji Bölümü’nden El, El Bileği ve Dirsek Cerrahı Doç. Dr. Ayhan Kılıç, böyle durumlarda ne yapılması, nereye gidilmesi gerektiğini açıklıyor.   İlk yapmamız gereken nedir? Çoğu zaman dengemizi yitirdiğimiz anda refleks olarak yaptığımız ilk hareket, yere düşerken elimizle korunmak ya da bulabildiğimiz herhangi bir şeye tutunarak bedenimizi korumak olur. Düşmenin yaralayıcı etkisini kısmen de olsa hafiflettiğimiz bu hareketlerle genellikle el bileği, dirsek ve omuz eklemlerimizi daha doğrusu bunları oluşturan kemik, kas ve bağlarımızı yaralarız. Özellikle el bileğinde yoğunlaşan yaralayıcı kuvvetler bu bölgede genellikle şişmeye ve ağrıya neden olur. Bazen de el ve el bileğinin doğal şeklinde bozulmalar “Çatal Sırtı Deformitesi” gelişebilir ki bu kemiksel yaralanmanın en temel bulgusudur. Bandajlama, askıya alma gibi çeşitli yöntemlerle korumaya alınan el bileğine soğuk uygulama yapılması bilinen ilk müdahalelerin başında gelir.  • Soğuk kompres: Bir bez veya havluya sarılmış buz veya soğutulmuş jellerin yaralanma sahasına yerleştirilmesi bölgesel şişmeye ve ağrı gelişimine yönelik en etkili girişimdir. • Bölgeyi hareketsiz hale getirmek: Bulabildiğimiz bandaj malzemeleriyle çok sıkmadan basitçe sarın ya da atkı, eşarp gibi bir materyalle kolu boyuna askılayın.   Nereye gitmeliyiz?   • Dokulardaki şişmenin artmasını ve ağrının dayanılmaz olmasını beklemeden en yakın hastanenin acil ün...

10 SORUDA AKCİĞER KANSERİ

      Kanserden ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alan akciğer kanseri; erken evrelerde başarı sağlanarak tedavi edilebilen bir kanser türüdür. Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigara içmek gibi görünse de, hastalık sigara içmeyenlerde de kendisini gösterebilmektedir. Memorial Ataşehir Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gökhan Kandemir, akciğer kanseri hakkında merak edilen soruları yanıtladı.   1. Akciğer Kanseri Nedir? Akciğerlerin birinde ya da her ikisinin dokusunda, anormal hücrelerin kontrolsüz büyümeleri ve çoğalması sonucu gelişen kötü huylu tümörlerdir.    2.  Kimlerde Akciğer Kanseri Görülür? Akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda görülme sıklığı da giderek artmaktadır. Kanserden ölüm nedenleri arasında birinci sıradadır. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirenlerin toplamından daha fazla kişi akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Örneğin; 45 yaş altında nadiren ortaya çıkarken, genellikle 50-70 yaşlarında tanı konulmaktadır.   3. Akciğer Kanserinin Farklı Tipleri Var mıdır? Bu kanser türü, “küçük hücreli” ve “küçük hücreli dışı akciğer kanseri” olmak üzere başlıca iki gruba ayrılır. Büyümesi, yayılması ve tedavisi hastalık tipine göre farklılık gösterir. Küçük hücreli akciğer kanseri, daha hızlı büyüyen ve vücudun diğer yerlerine daha fazla yayılan türdür ve tüm akciğer kanserlerinin %20’sini oluşturur. Bu rahatsızlığın ne...

İLAÇLARINIZI BUZDOLABINDA SAKLAMAYIN

  Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Nurten Saydan, ''Eczacınız önermedikçe ilaçlarınızı asla buzdolabında saklamayın'' dedi.   Saydan,vatandaşların buzdolaplarını ''ecza dolabı gibi kullanmaması'' gerektiğini kaydetti. Eczacıların ''buzdolabında saklayın'' dediği ilaçların dolapta saklanması gerektiğini ifade eden Saydan, şöyle konuştu:   ''Eczacınız önermedikçe ilaçlarınızı asla buzdolabında saklamayın. Vatandaşlarımızın hala yanlış bildiği bir durumla karşı karşıya olduğumuzu Sayın SGK Başkanı'nın, 'evdeki ilaçlar buzdolabına konuyor' sözlerinden anlıyoruz. Buzdolaplarında en çok ateş düşürücü, öksürük ve vitamin şuruplarının saklandığını görüyoruz. İlaçlarınızı asla buzdolabında saklamayın. Çünkü bazı şurupların içindeki bazı maddeler dibe çöker ve her dozda eşit miktarda ilaç alınmamış olur. Bu da tedavi sürecini etkiler. Aynı şekilde buzdolabında saklanan tablet ilaçların da etken maddelerinde bozulmalar meydana gelebilir. Eczacıların tembih ettiği, buz aküsü veya buz kalıbıyla birlikte verdiği ve 'buzdolabına konulacak' dediği ilaçlar da asla buzluk bölümüne veya buzluğa yakın yere konulmamalıdır. Çünkü bu şekilde de ilaçların bütün yapısı bozulur, böyle bir hata yapıldığında ise ilaçların kullanılmaması gerekir.''   İlaçların muhafaza edilmesi   Saydan, ilaçların güneşin altına, soba, kalorifer, ocak yanına bırakılmaması gerektiğine işaret ederek, ''İlaçlar ecza dolabı ya da camlı bir dolapta saklanmalıdır. Dolabın konulacağı yer; kuytu, serin, rutubet olmayan, güneş görmeyen bir yer olmalıdır...

KİVİNİN FAYDALARINI BİLİMSEL OLARAK KANTILADI

  Atatürk Üniversitesi'nde yapılan bilimsel bir çalışmada, kivinin kanser, kolesterol, tansiyon, kabızlık, gribal enfeksiyon başta olmak üzere çok sayıda hastalığa iyi geldiği tespit edildi.   Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin, kivinin ana vatanın Güney Çin olduğunu anımsatarak, meyvenin tropikal olmadığını daha çok Çin'de ve Hindistan'da bol miktarda üretildiğini söyledi.   Kivinin Türkiye'ye 1988 yılından sonra girdiğini ifade eden Gülçin, Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkezi Araştırma Enstitüsü tarafından adaptasyon çalışmalarının yapıldığını ve bu çalışmalar sonucunda kivinin Türkiye'de Marmara, Ege ve Karadeniz bölgesinde çok rahat adaptasyon sağladığını ifade etti.   Türkiye Bilimler Akademisi üyesi de olan Gülçin, kivinin ilk üretiminin yapıldığı dönemlerde astronomik fiyatlarda satıldığını ancak günümüzde normal meyvelerin fiyatına indiğini vurguladı.   Fiyatların düşmesinin tüketimi hızlandırmak için oldukça önemli olduğunun altını çizen Gülçin, ''Kivi Türkiye'de farklı sanayilerde de kullanılmaya başlandı. Özellikle meyve sularında, kozmetikte, sabun ve şampuan üretiminde de kullanılmakta. Bunların yanı sıra ticari değeri gittikçe artmakta, tüketiciler kivinin önemini yavaş yavaş kavramakta'' diye konuştu.   Kivi Türkiye'de yaygın üretim alanına sahip olduğu için kimyasal özellikleri, gıda değeri ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için bilimsel bir çalışma yaptıklarını anlatan Gülçin, şunları kaydetti:   ''&Cce...

BİTKİ ÇAYLARINA DİKKAT EDİN

  Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte, bitki çaylarına rağbet giderek artmaya başladı. Uzmanlar ise uyarıyor.   Soğuk kış günlerinde siyah çay veya kahve yerine bitki çayları içilmesini öneren Uzman Diyetisyen Işın Sayın Atasoy, bitki çayları arasında ise idrar sökücü olmayanların daha güvenli olduğunu söyledi.   Kış günlerinde siyah çay veya kahve yerine bitki çayları içilmesini öneren Uzman Diyetisyen Işın Sayın Atasoy, “Sıcak içecek, aslında bir ihtiyaç kış günleri. Ancak çok fazla çay ve kahve tüketilmesi doğru değil. Her zaman tükettiğimiz çayı ve kahveyi biraz azaltarak, yerine bitki çaylarını koyabiliriz. Böylelikle çok daha yararlı bir şey yapmış olacağız. Yani demli çayın ve kahvenin kemik sağlığına birtakım sakıncaları var. Kansızlığa neden olabiliyor. Çok miktarda tüketildiğinde vücuttan vitaminlerin ve minerallerin atılmasına yol açabiliyor” diye konuştu.   Bitki çaylarını sınıflandırarak özellikle zayıflama çaylarının kullanılmamasını tavsiye eden Atasoy, “Vücuda yararlı olan ve hiçbir yararı olmayan bitki çayları var. Bir de sakıncaları olan bitki çayları var. Bunların içerisinde özellikle zayıflama çayı adı altında satılanları doğru bulmuyoruz. Çünkü bunların bir kısmi idrar sökücü, yani vücudumuza aldığımız, ihtiyaç duyduğumuz suyu, suda eriyen vitaminleri ve mineralleri çok miktarda atıyor. Bir de bağırsak sökücü bitki çayları var. Bunlar da yine bağırsakların iç yüzeyine zarar veriyor. Böylelikle vitamin ve mineral emiliminden sorumlu yüzey hasar gördüğü için birçok hastalıkla karşıla...

HER GÜN 3 BİN 800 KİŞİ VEREMDEN ÖLÜYOR

  Her yıl yaklaşık 1,4 milyon insanın verem hastalığı nedeniyle öldüğüne dikkat çeken Türk Toraks Derneği, “Bir günde 3 bin 800 kişinin veremden ölmektedir.   Sağlıkta dönüşüm döneminde verem savaşı dispanserlerinin görevlerini sürdürmesi bu bakımdan önemlidir. 2010 yılında toplam 16 bin 551 verem hastası verem savaşı dispanserlerine kayıtlıdır. Verem savaşı dispanser çalışanlarının işlerinin sürekli olması, hastaların bu konuyu bilen kişilerce takibini sağlayacaktır” dedi.   Verem Savaşı, Eğitim ve Propaganda Haftası nedeniyle yazılı açıklama yapan Türk Toraks Derneği, Türkiye’de her yıl Ocak ayının ilk pazarı ile başlayan haftanın bu yıl 66’ncısının gerçekleştirildiğini, etkinlikler çerçevesinde yazılı ve görsel medyada, okullarda, halk eğitim merkezlerinde, cezaevlerinde ve sağlık kurumlarında eğitimler verildiğini kaydetti. Verem hastalığına Mycobacterium tuberculosis adlı bir mikrop neden olduğunun belirtildiği açıklamada, hastalığın belirtilerine ilişkin ilişkin bilgi verildi. Belirtileri dikkate almayan hastada kan tükürmenin başlaması durumunda hemen doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, tanının gecikmemesi için başta öksürük olmak üzere burada sayılan yakınmaları olan kişilerin en kısa sürede verem savaşı dispanseri ya da bir göğüs uzmanına başvurmaları önerildi. Bugün kullanılan ilaçlarla verem hastalığının yüzde yüze yakın tedavi edildiğinin kaydedildiği açıklamada, veremin tedavi edilebilen bir hastalık ve tanısının kolay olmasına karşın dünyada 12 milyon verem hastasının bulunduğuna dikkat çekildi. Her yıl 8 milyondan fazla kişinin verem hastalığına yakalandığına işaret edilen açıklamada, yaklaşık 3 milyon hastay...

YÜKSEK ISI KÖR EDEBİLİR

  Yaşa bağlı olarak oluşan katarakt, dönerci, kaynakçı gibi yüksek ısı ile çalışanları genç yaşta tehdit ediyor. Dünyagöz Bursa’dan Op. Dr. Tamer Haytoğlu, “ısı ve ateş karşısında uzun süre çalışmak, göz merceğindeki opaklaşmayı beraberinde getiriyor ve sonuçta katarakt oluşuyor” dedi.   Görmede azalma, renklerin soluklaşması gibi şikayetlerle ortaya çıkan katarakt, göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi olarak tanımlanıyor. Genellikle yaşa bağlı olarak gelişen katarakt, yüksek ısıya maruz kalan kişilerin gözlerinde de gelişebiliyor. Dünyagöz Bursa Hastanesi Katarakt Bölümü doktorlarından Op. Dr. Tamer Haytoğlu, bazı meslek gruplarında, özellikle ateş karşısında çalışan dönerci, kaynakçı ve fırıncılarda, yaşa bağlı olmaksızın çok daha erken yaşlarda katarakt gelişebildiğini söyledi. Dr. Haytoğlu, yüksek ısının göze verdiği zararı şöyle açıkladı: “İnsan göz merceğinin ıslak ağırlığının yüzde 33’ü mükemmel protein dizilimlerinden oluşur. Genç insanlara baktığımızda göz merceği proteinlerinin yüzde 90’ı suda çözünen proteinlerden oluşur. Bu proteinlerden en önemlisi olan “alfa kristalin protein kompleksi” kısmi olarak sıcaklık nedeni ile bozulmuş ve miktarı artmış suda erimeyen proteinlere bağlanarak opaklaşmayı başlatır.  Isı ve ateş karşısında uzun süre bulunmaktan kaynaklı, göz merceğindeki  opaklaşma sonucu katarakt oluştuğunu belirten Op. Dr. Haytoğlu, ilerlemiş kataraktta göz merceğinde, sarı kahverengi pigment kümelerinin görülmesinin çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu da vurguladı.     KATARAKTIN TEK ÇARESİ AMELİYAT İster yaşa bağlı isterse koşullar neticesind...

ŞİDDETLİ BAŞ AĞRISI BEYİN TÜMÖRÜNÜN HABERCİSİ OLABİLİR

  İnatçı ve şiddetli baş ağrıları, beyin tümörlerinin en önemli belirtisidir. Kişide görünür bir rahatsızlık yokken, ısrarcı ağrılara eşlik eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Ancak beyninde tümör olan her hastada baş ağrısı görülür diye bir kural yoktur. Memorial Şişli Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yunus Aydın, beyin tümörü ve belirtileri hakkında bilgi verdi.   Beyin tümörü diğer organlara yayılmıyor Tümörler iyi huylu ve kötü huylu olanlar şeklinde ikiye ayrılır. İyi huylu olan tümörler vücudun başka bölgelerine sıçramamaktadır. Beynin kötü huylu tümörleri de pratikte başka bir organa sıçramaz. Bunun dışında beynin diğer organlardan farklı olarak bir bariyeri vardır. Buna “Kan beyin bariyeri”adı verilir. Kana giren her madde bir gümrük kontrol mekanizmasına tabiidir yani beyne istediği gibi gidemez. Bu nedenle kan beyin bariyeri, beyindeki tümörlerin başka yere yayılımına engeldir. Vücudumuzun başka yerindeki bir kanser beyne gelip yerleşebilir, bu durum “metastaz” olarak adlandırılır.   Beyin tümörü açısından risk taşıyan gruplar Çocuklar ve yaşlılar, lösemi tedavisi gören çocuklar, kanser tedavisi için ya da herhangi bir nedenle X ışını almış hastalar, genetik anormalliği olan kişiler, ailesinde kalıtsal özellikli beyin tümörü öyküsü olanlar, kimyasal ajanlara ve elektromanyetik alana maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi bozukluğu olanlar risk altındadırlar.   İyi huylu tümör deyip geçmeyin İyi huylu tümörler, beyin söz konusu olunca yerleştiği yer itibariyle bazen çok kötü sonuçlar...

SOĞUK ALGINLIĞINA BİTKİ KALKANI

  Soğuk algınlığının ilk belirtilerinde ve grip enfeksiyonu geçirildiğinde mürver, melisa, adaçayı, zencefil, karabiber meyvesi ve zencefil yapraklarından oluşan çay, kışın bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, mevsim geçişlerinde, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlara karşı ve aynı zamanda soğuk algınlığı belirtilerinin ilk hissedildiği durumlarda veya yakın çevrede soğuk algınlığı vakalarında artış görülmesi durumunda bağışıklık sistemini güçlendirmek için bu bitkilerden oluşan çay karışımından yararlanılabileceğini belirtiyor.   Mürver bitkisinin içerisindeki flavonoitler  ve antosiyaninler antioksidan etkisinin yanı sıra bağışıklık sistemini uyarıcı etki gösterir ve vücudun direncini artırır. Melisa yapraklarının sulu özütünün uçuk virüsü üzerindeki antiviral etkisi ilk olarak Cohen et al. dikkatini çekmiş ve çeşitli araştırma grupları tarafından etkili olduğu virüsler ve etkili bileşenlerine yönelik bilimsel araştırmalara yayımlanmıştır. Yapılan çalışmalarda melisa yapraklarının hem sulu özütünün ve hem de yapraklardan elde edilen uçucu yağın antiviral etkisinin bulunduğu gösterilmiştir.  Kış mevsiminin etkilerini yoğun bir şekilde hissettirmeye başlamasıyla, insanlar ağız ve boğazda görülen iltihapların tedavisinde öncelikle bitkilere başvurur. Adaçayı, özellikle bitkinin içerdiği uçucu bileşenlerin ağız ve boğazda yerleşen enfeksiyon ve  iltihaplarda (farenjit, jinjivit gibi) yararlı olduğu bilinmektedir. Yüzyıllardır koruyucu etkisiyle bilinen, soğuk algınlığı ve boğaz ağrısında ilk tercih olan zencefil kökü, h...

ŞİŞMANLIK BEBEK SAHİBİ OLMAYA ENGEL MİDİR?

  Fazla kilolu olmak, kadınlarda doğurganlığı azaltır mı? Bahçeci Sağlık Grubu Akupunktur Uzmanı Dr. Hasan Ali Nogay, “Hamilelik öncesi ve sonrası fazla kilo gebelik sırasında riskleri artırabilir. Kilo verilmesi hem doğurganlığı hem de sağlıklı bir gebeliğe ulaşma şansını artırır.” dedi.   Şişmanlık ya da obezite, ‘sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal ya da aşırı miktarda yağ birikmesi ‘olarak tanımlamaktadır. Bahçeci Sağlık Grubu Akupunktur Uzmanı Dr. Hasan Ali Nogay şişmanlık ile ilgili olarak şunları söyledi:   “Aşırı şişmanlığın çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilen başlıca hastalıklar: Kardiyovasküler hastalıklar, varisler, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, Osteoartrit (romatizma), şeker hastalığı (tip 2 diyabet), rahim, meme, kalın bağırsak kanserleri, uyku-apne sendromu (uykuda solunumun durması ve oksijen yetmezliği), polikistik over sendromu (yumurtalık kistleri), sindirim sistemi bozuklukları (safra taşı, karaciğer yağlanması vb), doğum zorlukları ve depresyon… Şişmanlığın doğurganlığa negatif etkiler ise şöyle özetlenebilir: *Adet düzensizliği  *İnfertilite (kısırlık) ihtimalinin artışı  *İnfertilite  ile ilgili cerrahi girişimlerin artışı  *Düşük riskinin artışı  *Yüksek tansiyon riskinin artışı  *Gebelik sırasında şeker hastalığı riskinin artışı  *Gebelik sırasında idrar yolu enfeksiyonu riskinin artışı  *Sezaryenle doğum riskinin artışı  *Prematür bebek doğurma riskinin ve bebek ölüm riskinin artışı, *Bebeklerde omurilik ile ilgili gelişim bozuklukları (sıklıkla nöral tüp defektleri örnek; spina bifida) riski artar, *Fazla kilolu bebek doğurma riskinin artışı ki düşük kan şekeri görülebilir...

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

  Her yıl, bir milyonun üstünde kadına meme kanseri teşhisi konulduğu günümüzde, bilinen tedavi yöntemlerinin dışında farklı yaklaşımlar aranıyor.   4 temel tedavi prensibinin benimsendiği kanser türü olan meme kanserinde uygulanan tedavi yöntemi de, hastalığın evresine göre değişebiliyor. Bu da erken teşhisin yanı sıra, en düşük dozda mamografiyle en güvenli sonucu elde ederek başlayan tedavi sürecini öne çıkarıyor.   Kadınlar arasında en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanseri, her ne kadar sık görülse de erken teşhis edildiğinde tedaviye en kolay cevap veren hastalıklardan biri olarak ön plana çıkıyor. Bir tümör ne kadar erken teşhis edilirse, hayatta kalma şansı da o kadar yüksek oluyor. Erken teşhiste beş yıllık hayatta kalma oranı yüzde 98’e kadar çıkıyor. Bugün 4 farklı yöntemin uygulandığı meme kanseri tedavisinde erken teşhisin yanı sıra en düşük dozda mamografi aracılığıyla elde edilen en kaliteli sonuçlar, tedavinin en doğru yol haritasını ortaya koyuyor. Sağlığa sadece teknoloji değil hastalar ve sağlık profesyonelleri açısından yaklaşan Philips, geliştirdiği MicroDose Mamografi ile meme kanserinde erken teşhis ve tedavide düşük dozun önemine dikkat çekiyor.   Tüm görüntüleme ve tanı yöntemleri arasında meme kanserini en erken saptayabilen yöntem mamografi, tümörleri dokunarak tespitten üç yıla kadar daha önce ortaya çıkarabiliyor. Ancak bu noktada Tıp dünyasında mamografinin radyasyona dayalı bir teşhis yöntemi olması dolayısıyla yüksek doz radyasyon içerdiğine ilişkin tartışmalar yaşanabiliyor. Düşük dozlu MicroDose Mamografi, diğer dijital mamografi sistemlerine kıyasla yüzde 18 ...