>

ZAYIFLAMA İLAÇLARI DEPRESYONA YOL AÇIYOR

  Zayıflamak için ilaç kullandığı söylenen Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Gökhan Budak'ın dramatik şekilde yaşama veda etmesi, gözleri bir kez daha hızlı zayıflattığı iddia edilen ilaçlara çevirdi.   Uzmanlar, insan sağlığı ve psikolojisi üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle zayıflama ilaçlarının kullanılmasını tavsiye etmediği gibi Sağlık Bakanlığı tarafından da yasaklandığına dikkati çekiyor.   Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi uzmanı Dr. Soner Çakmak, zayıflama haplarının etken maddesinin ‘subitramin’ olduğunu belirterek, Sağlık Bakanlığı’nın bu maddenin etkin olduğu ilaçları yasakladığını hatırlattı. Bu tür ilaçların kişinin iştahını kapattığını vurgulayan Çakmak, yan etkilerinin ise kalpte ritim bozukluğu, felç, hastada birtakım ruhsal değişimler olduğunu söyledi. Bu tür ilaçların hastada heyecanlanma, huzursuzluk ve depresyon yapabildiğini vurgulayan Çakmak, “Çok nadiren de intihara neden olabiliyor. Bu ilacı depresyon hastasına verdiğiniz zaman onda bu şekilde intihara neden olabiliyor. Ağır depresyonlarda kullanılmaması gerekiyor. Zayıflama haplarında genelde bu etken madde var. Marka farklı olsa da etken madde aynı. Bunun yanında ilacın birden kesilmesi de ruhsal bir değişime neden olabilir. Bu tür ilaçlar beyindeki bir takım maddelerin artışını sağladığı için yavaş yavaş kesilmesi planlanır. Bu tür ilaçlar doktor kontrolü dışında kullanılması uygun değil.” dedi.   Özel Duygu Ruh Sağlığı Merkezi Psikiyatr Doktor Mustafa Övül de zayıflamanın hızlı olmasının riskine dikkat çekiyor. Hızlı zayıflama olan vakalarda ruh sağlığını bozan bir durum ortaya çıktığını ifade eden Övül, “Hızlı kilo verme, vücut dengesinde hem mi...

KREŞ HASTALIKLARINDAN ÇOCUKLARINIZI KORUYUN

  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor Şahsine Gül, kreş ve anaokulunun çocukları hayata hazırlayan bir okul öncesi eğitim kurumu olduğunu belirtirken, bu kurumların aynı zamanda çocukların mikroplarla çok sık karşılaştıkları ortamlar olduğuna dikkat.   Son yıllarda bilim dünyasında ‘kreş' enfeksiyonundan söz edildiğini kaydeden Dr. Gül, şöyle konuştu: “Kreşe başlayan özellikle 3 yaş altı çocuklar arasında her an her hastalığa yakalanma riskine biz ‘kreş enfeksiyonu’ diyoruz. Ancak, ailelerin çocuklarını kreşe başlatmaktan korkmamaları gerekiyor. Çünkü çocuk bunu bir anlamda her durumda yaşayacaktır. Bu hastalıklarla, mikroplarla karşılaşacaktır. Bünyesi bunu atlatacak ve bağışıklık kazanacaktır.”  Dr. Gül, ailelerin ‘çocuğum çok sık hastalanıyor’ diye kreşe vermekten endişe etmemeleri gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Çocuklarda enfeksiyon sıklığı yılda 6–8’dir ve bu normaldir. Tabi ev ortamında çocuk mikropla daha az temas halindedir. Kreşe başladığı için yıllık 6–8 enfeksiyon oranı 2 veya 3 kat artacaktır. Kreşin veya anasınıfının ikinci yılı artık bu oran yarı yarıya azalacaktır. Ortalama bir çocuğun 6 üst solunum yolu, 2 bağırsak enfeksiyonu, 2 de alt solunum yolu enfeksiyonu geçirme riski vardır. Bunun altında olursa da bir problem aramak gerekiyor.”    Bulaşıcı hastalıklar sonbaharda başlıyor  Hastalık sıklığının mevsime göre değiştiğini söyleyen Dr. Gül, özellikle bulaşıcı hastalıkların sonbaharda başladığını, kış sezonu boyunca daha yaygın olduğunu bildirdi. Yaz döneminde enfeksiyon sıklığının giderek azaldığını belirten Dr. Gül, bulaşıcı hastalıklardan artık aşıyla korunmanın mümkün olduğunu s&o...

KANSIZLIK GÖZ KAYMASINA NEDEN OLUYOR!

  Türk hekimlerin yaptığı araştırma bir gerçeği gözler önüne serdi.   Dünyagöz Hastaneler Grubu ve Amerika’nın göz ve çocuk sağlığı konusunda en saygın hastane ve üniversiteleri Wills Eye Hospital, Ohio State Üniversitesi ve St. Louis Çocuk Hastanesi işbirliği ile düzenlenen “Çocuk Göz Sağlığı ve Şaşılık Sempozyumu’nda” çocuk göz hastalıkları ve tedavi yollarına yönelik en yeni bilgiler paylaşıldı. Sempozyum’un ilk gününe Türk hekimlerin araştırması damga vurdu. Dünyagöz Etiler’den Dr. Elvan Yalçın, “dünyada ilk kez bizim yaptığımız bir ön araştırmada kansızlığın çocukların gözlerinde içe kaymaya neden olabileceğini ortaya koyduk” dedi.    Dünyagöz Vakfı’nın katkılarıyla ve Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun ev sahipliği ile düzenlenen sempozyumda alanında uzman isimler, çocuk göz sağlığı konusunda en yeni tedavileri konuştu.   Dünyagöz Etiler’den Dr. Elvan Yalçın, sempozyumun ilk gününde dünyada ilk kez Türkiye’de yapılan bir araştırmadan bahsetti. Gözlerinde içe kayma sorunu olan çocuklar üzerinde yapılan araştırmada, içe kayması olan çocukların kan değerlerinin anlamlı olarak normal çocuklara göre düşük olduğu ortaya çıktı. Dr. Elvan Yalçın, araştırmanın detaylarını şöyle anlattı: “Dünyada ilk kez Türkiye’de bizim oluşturduğumuz bir araştırma grubunda gerçekleştirdiğimiz bu çalışma yaklaşık 2 yıl sürdü. Yaş ortalaması 6-5 – 7 olan toplam 149 hasta ile gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada içe kayması olan çocukların kan değerleri ile sağlam çocuklar...

TÜRKİYE'DE 10 KİŞİDEN BİRİ ANCAK DOĞRU EL YIKIYOR

  Uludağ Üniversitesi (UÜ) Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Özakın, Türkiye'de hastalıkları önleyecek şekilde el yıkama modelinin başarılı uygulanmadığını söyledi.   Türkiye ’de kesin bir rakam olmasa da her on kişiden birinin ellerini sağlıklı yıkadığını söyleyen Doç. Dr.Özakın, "Sabunu sürüp çeşmenin altında elleri durulama, yeterli el hijyenini sağlamaz" dedi.    Doğru el yıkama yöntemi hakkında Bursa’da okullarda öğrencileri eğiten UÜ Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Özakın, doğru el yıkama alışkanlığının çocukluktan itibaren edinilmesi gerektiğini belirtti. İnsan sağlığında ellerin çok önemli olduğunu açıklayan Doç. Dr. Özakın, "Vücudumuzun birçok yerine ve bilmediğimiz gıdalara ellerimizle dokunuyoruz. Bu nedenle ellerimiz, hastalık oluşturan mikropların vücudumuza girişi için çok önemli. El yıkama çok ucuz ve basit bir yöntem. Ama bir alışkanlık haline gelmeli. Buna zaman bulmak diye bir gerekçenin olmaması gerekiyor. Doğru el yıkamayı çocukluk yıllarında aşılayabilirsek, ilerleyen dönemlerde çok rahatlayacağız. Rahat ulaşılabildiği için şu an eğitimlerimizde hedef çocuklar ama bu erişkinler içinde geçerli. Sağlık çalışanlarımıza da bunu anlatıyoruz" diye konuştu.    ’SABUNU SÜRÜP SU TUTMAK YETERLİ DEĞİL’    İnsanlarda, ishal yapan birçok etkenin ellerle bulaştığını hatırlatan Doç. Dr. Özakın, "Önemli olan hasta olduktan sonra değil hasta olmadan önce yapacağımız şeyler. Elini suyun altına tutupta yıkama diye bir şey yok. El yıkama sabun ve kimyasal madde ile g...

ERKEN YAŞTA SPOR BOY UZATIR!

  Çocukluk çağında boy uzunluğu, çocukların büyüme ve gelişmeleri konusunda aileleri en fazla kaygılandıran konular arasında yer alır. Çocuğun gelişiminde gerilik, metabolik bir hastalık veya uzamayı sağlayan büyüme plaklarını ilgilendiren bir hastalık olmadıkça, büyümenin tamamlanmasını beklemek gerekir.   Türk toplumunda ortalama boy ölçüsünün erkeklerde 1.70 cm, kadınlarda ise 1.60 cm'dir. İlkokul çağında basketbol, voleybol, yüzme gibi sporlara başlayıp devam ettiren çocukların boyunun daha fazla uzadığını görülmektedir.   Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Gökçer Uzer soruları yanıtladı   Erkeklerde ve kızlarda boy uzaması nasıl oluyor?   Kızların boy uzaması ilk adet gördüğü tarihe kadar olur, bundan sonra boy uzaması yavaşlar, bir iki yıl içinde de durur. Erkekler kızlardan yaklaşık 2-3 yıl daha uzamaya devam eder. Erkekler ortalama 14-16 yaşına kadar, kızlar 13-14 yaşına kadar uzamaya devam eder.   İdeal boy nedir?   İdeal boyu, kişinin aile bireylerinin boy ortalamasına yakın boy ölçüsü olarak tanımlanır. Ülkemizde genel boy ortalaması erkeklerde 1.70 cm, kadınlarda 1.60 cm olarak karşımıza çıkar. Avrupa ve ABD'de bu ölçüler elbette daha farklıdır. Ailesel etkenler, çevresel faktörler kadar sporla uğraşmak da etkilidir. Ancak spora ilkokul çağında başlanması önemlidir. Eğer bir çocuk ilkokul çağında spora başlarsa boy uzaması etkilenir.   Boy uzamasında beslenmenin rolü nedir?   Büyüme ve gelişme döneminde kemiklerin kalitesinde vücuttaki kalsiyumun ve fosfatın dengesi önemli bir role sahiptir. Diyette alınan kalsiyum, fosfordan zengin besinler, büy&u...

YUMURTA EN UCUZ KALİTELİ PROTEİN KAYNAĞI

  İç hastalıkları uzmanı Dr.Ayça Kaya, yumurtanın bilinen en değerli protein kaynağı olduğuna dikkat çekiyor.   Hem amino asit açısından zengindir hemde kaliteli protein deposudur. 1 yumurta sarısı 231 mg. kolestrol içerir.  Sağlığımızı korumak için yumurtadan ziyade kötü kolestrol kaynaklarından uzak durmak gerekir. Örn: yağlı açmalar, poğaçalar, yağlı etler, kebaplar gibi.  Çünkü kötü kolestrol kaynakları hem trans yağ asidi dolu hem de kolestrol  oranı yüksektir.   Yumurtanın kolestrolünde ise trans yağ asidi yoktur.  Vücudumuzun hormon yapımını, hücre ceperi yapımı için kolestrole htiyacı vardır. Bir kısmını vücudumuz sentezlerken bir kısmını  dışarıdan alırız.  Bu açıdan yumurta en kaliteli yağ kaynaklarından biridir.   Sağlıklı bir insan her gün yumurta yiyebilir. Protein seviyesi yüksek olduğundan  özellikle sık sık tüketilmesi gereken, besleyici değeri oldukça yüksek bir besindir.   Kolestrol yüksekliği olan kişiler ise hafta 2 – 3 kez yumurta tüketebilir. Bir adet yumurta besin değeri açısından yumurta byüklüğünde ete eşittir.  Yumurtanın içindeki lesitin beyin işlevlerinin düzenli olmasına yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken,  yumurtayı değil, kötü kolestrol kaynaklarını hayatımızın çıkartmak olmalıdır.   Özelikle,ülkemizin ekonomik yapısı düşünüldüğünde yumurta,  tüm vatandaşlarımızın et,balık, tavuk gibi kaliteli proteine  ulaşabileceği en ucuz bir besindir.  ...

BEBEĞİNİZ DİŞ GICIRDATIYORSA DİKKAT

  Uzmanından anne ve babalar çok önemli uyarı. Bebeğiniz diş gıcırdatıyorsa işte sebebi...   Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Gastroenterolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sema Aydoğdu, bebeklerde diş gıcırdatmanın, reflü nedeniyle mide içeriğinin ağza gelmesinden kaynaklandığını söyledi.   Prof. Dr. Aydoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflünün, fizyolojik olarak her bebekte görülebildiğini anlattı.   Bebekteki şikayetlerin yapısına göre reflünün hastalık olarak değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğdu, ''3 yaşın altındaki bebeklerde öksürük, iştahsızlık varsa, çocuk kilo almıyor, uykusunda huzursuzlanıp ağlayarak uyanıyorsa, sık kulak enfeksiyonu, zatürre ve bronşit geçiriyorsa reflüyü hastalık düzeyinde kabul edip tedaviye alıyoruz'' dedi.   Bebeklerin, yaş gruplarına göre şikayetlerini çeşitli göstermeye çalıştığını vurgulayan Prof. Dr. Aydoğdu, şöyle konuştu:   ''Küçük bebekler huzursuzluklarını yüzlerini buruşturarak öksürüp gösterebilir ki bu reflünün tipik bir göstergesidir. Bebeklerin reflü belirtileri arasında en az bilineni diş gıcırdatmadır. Mide içeriğinin ağza gelmesi ile çocuk yalanma, yutkunma hareketi yapar, dişlerini gıcırdatır. 3 yaşın altındaki bebeklerde diş gıcırdatma, çocuğun dikkat çekmek istemesinden değil, reflü nedeniyle mide içeriğinin ağza gelmesinden kaynaklanıyor. Bu hareketler, bebeğin ağzına bir şeyler geldiğinin habercisidir. Bebekleri diş gıcırdatan ya da beslenme dışı yutkunma hareketi yapan eb...

FINDIK YİYEN ANNELERİN SÜTÜ ARTIYOR

  Yaklaşık 2 yıl süren akademik çalışmalar neticesinde yeni doğum yapmış annelerin süt miktarları ve besin değeri araştırıldı.   GİRESUN Üniversitesi Piraziz Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Çebi, doğumdan itibaren bebeklerini emziren kadınlar üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucunda fındığın anne sütünü ve besi değerini artırdığını saptadıklarını açıkladı.   Biyoloji laboratuvarında yürütülen çalışmalara destek sağlayan Giresun Kalite Fındık Tanıtım Derneği Başkanı Kubilay Yaman ile açıklamalarda bulunan Yrd. Doç. Dr. Ayşegül Çebi, bebek emziren anneler üzerinde 2 yıl süren çalışmalardan olumlu neticeler aldıklarını, her gün fındık yiyen annenin sütünün diğerlerine oranla yüzde 10 arttığını belirlediklerini kaydetti. Emzirme dönemindeki annelerin fındık ve fındık ürünleri tüketiminin anne sütünün miktarına, içeriğine, bebeklerin büyümesine, gelişmesine etkisini incelemek amacıyla Giresun'da 0- 6 aylık bebeği olan anne ve sadece anne sütüyle besleyen anneler ile bebekleri baz alarak yürütülen çalışmaların olumlu sonuç verdiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Çebi, şunları söyledi:   "Çalışmalarımızı 90 annenin bulunduğu 3 grup üzerinde yaptık. 32 anneye her gün 40 gram fındık, 29 anneye yine her gün aynı miktarda fındık ezmesi yedirdik, 29 anneyi de kontrol grubu olarak ayırdık. Annelerin fındık öncesi ve sonrasındaki süt miktarına baktık. İlerleyen aylarda yapılan ölçümler sonucunda fındık ürünleri yiyen annelerin süt ve sütteki yağ oranında anlamlı derecede yükselmeler olduğunu tespit ettik. Ayrıca bebeklerde boy uzamasına da n...

DİYABETLİ ANNELERİN BEBEKLERİ TEHLİKEDE

  Diyabet hastası annelerin bebeklerinde fazla glikoz yüklenmesine bağlı irileşme meydana geliyor.   Dr. Yenicesu: "Bebekte kalp, böbrek anomalileri, hipoglisemi gelişebilir, solunum yetmezliği ile doğabilirler. Bu bebekler erişkin yaşa kadar takip edilmeli''   Gebelikte en önemli sorunlardan biri diyabet. Gebelikte artan bu sorun hamileliğin de kötü geçmesine neden oluyor.   Doç. Dr. Gonca İmir Yenicesu, diyabetli annenin gebeliğinde insülin salgılanmadığını ya da salgılanıp diğer organlara etki etmediğini, kan şekerinin yüksek olduğunu söyledi.   Makrozomik bebekler doğar   Yenicesu, annede insülinin etkisiz olduğu durumlarda, vücutta bol miktarda glikozun kanda dolaştığını aktararak, ''Bu glikoz kordonlar ve plasenta yoluyla bebeğe geçer. Bebekte kısa süre sonra bol miktarda insülin ve beraberinde bol miktarda büyüme hormonu salgılanır. Büyüme hormonu nedeniyle bebekte yağ dokusu fazlalaşır ve buna bağlı olarak iri bebek dediğimiz makrozomik bebekler doğar'' ifadelerini kullandı.   Annenin diyabeti kontrol altında tuttuğu durumlarda iri bebek sorunuyla karşılaşılmadığını bildiren Yenicesu, ''Kadının kontrolsüz bir diyabeti varsa ve kan şekeri yüksekse makrozomi denilen 4 bin gramın üzerinde yani 5-6 kiloya kadar bebekler doğabilmekte'' dedi.   Genetik geçişli diyabet olabilir   Diyabetik annenin bebeğinin doğduktan sonra da birçok sorunla karşılaşabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Yenicesu, şunları kaydetti:   ''Diyabetik annenin bebeğinde birçok metobolik veya fonksiyonel hastalıklar hatta anomaliler olabilir. Kalp anomalileri, böbrek anomalileri, bunların dışında bebekte hipoglisemi gelişebilir, solunum yetmezliği ile doğabilir. Bu be...

YANAKLARDAKİ KURULUK, EGZAMA OLABİLİR

  Kış aylarıyla birlikte havaların soğuması, nemin düşmesi, derinin kurumaya başlaması nedeniyle egzamalarda alevlenmeler yaşanıyor. Özellikle bebeklerde doğumdan 2 ay sonra yanaklarda kızarıklık ve kuruluk görülmesinin egzama belirtisi olduğu vurgulanıyor.   Acıbadem Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Tuğba Türker, egzama hastalığının, derinin iç ve dış faktörlere verdiği ateşlenme yanıtı sonucu oluşan tabloların genel adı olduğunu ifade etti. Dr. Türker, şu bilgileri verdi: “Alerjik egzama, temas egzaması, sinirsel egzama ve yağlı deri egzaması, dermatoloji pratiklerinde en sık karşılaşılan başlıca egzama türlerinden. Alerjik egzama, genetiğin, bağışıklık sisteminin ve çevresel faktörlerin rol oynadığı, tekrarlayıcı seyirde ve şiddetli kaşıntının ön planda olduğu bir egzama türü. Saman nezlesi, gıda alerjisi ve astım gibi diğer alerjik hastalıklara da eşlik edebiliyor. Temas egzamaları, deriye dıştan temas eden çeşitli maddelerin oluşturduğu egzamalardır. Sinirsel egzama ise, genel olarak bir sıkıntı ve stres anında ortaya çıkan bir egzama türüdür. Sinirsel egzama kişilere çok zor zamanlar yaşatabiliyor. Yağlı deri egzaması özellikle derinin fazla yağ salgılamasıyla ortaya çıkan ve yine stres yoğunluğuna göre atak yapabilen bir deri hastalığı çeşididir.”   BEBEKLERDE EGZAMA BELİRTİLERİ   Bebeklerde egzama belirtileri hakkında uyarılarda bulunan Dr. Türker, şunları dile getirdi: "İlk işaretini doğumdan 2 ay sonra, bebekler de yanaklarında kızarıklık ve kuruluk şeklinde veriyor. Zaman zaman sulantılı, deri çatlakları ile seyreden ve yaklaşık 1 yaşa kadar da azalıp artan deri belirtileriyle kendini gösteriyor. 1 yaştan sonra kol ve bacaklar da önceleri dış yüzlerinde, oyun çocuğu döneminde de kıvrım/büklüm yerle...

TİTİZ ANNELERİN ÇOCUKLARI SIK HASTALANIYOR

  Kış döneminde çocuklarda en sık görülen hastalıklar arasında nezle, farenjit ve kulak iltihapları, küçük çocuklarda ise larenjit yer alıyor.   Acıbadem Ataşehir Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Asuman Akça, özellikle de yuvaya gitmeyen ve evde çok hijyenik koşullarda bakılan titiz annelerin çocuklarının okul veya yuvaya başladıktan hemen sonraki dönemde sık hastalandığına dikkat çekiyor.   Bağışıklığı yeterince gelişmediği için yuvadaki diğer arkadaşlarından bulaşan hastalıklar, bu çocuklarda ateş ve öksürük, geçmeyen üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor.   Çocuklarda 200'ü aşkın soğuk algınlığı yapan virüs bulunduğunu belirten Dr. Asuman Akça, sağlıklı çocuklarda üst solunum enfeksiyonlarının bir hafta içinde kendiliğinden geçmesi gerektiğini vurguluyor.   Çocuklarda sonbahar-kış döneminde görülen hastalıklar hakkında sık sorulan soruları yanıtlayan Dr. Asuman Akça, bu hastalıkların nedenleri ve tedavileriyle ilgili şu bilgileri veriyor:   Solunum yollarında en çok hangi hastalıklar ortaya çıkıyor? Belirtileri nelerdir, tedavisi nasıl yapılıyor?   Solunum yollarını tutan hastalıkların en sık nedeni enfeksiyonlar, bunların da, en sık etkeni virüs dediğimiz mikroplardır. Nadiren bakteri ve  çok daha nadir olarak diğer mikroplar, solunum yollarının herhangi bir bölümünü tutabilir.   Özellikle soğuk algınlığı virüsleri sayıca 200'e yakın olup, çok sık hastalık yapmasıyla biliniyor. Hastalık yerleştiği organa özgü bazı belirtiler verebiliyor. Bunları sıralamamız gerekirse şunları söyleyebiliriz:   -    Kulağı tutarsa kula...

PSİKOLOJİK KAYGILAR HAMİLELİĞİNİZİ ETKİLEMESİN

  Hamilelik döneminde aşırı kilo almak ve eşinin artık kendisini beğenmeyeceği gibi endişeleri hem annenin hem bebeğin sağlığını tehlikeye atabiliyor.   Oysa psikolojik kaygılarla başa çıkabilmenin yöntemleri var.   Çocuk sahibi olmaya karar vermek aile sisteminin yeniden düzenlenişi demek. Gerçekte var olan sistemin, artık işlevselliğini yitireceğini ve yerine farklı sistemkurulacağını ifade eden Memorial Hastanesi’nden uzman psikologu Sevda Sevimli Yurtseven, “ Yapılan planlarla gerçekler uyuşmayabilir.Ne kadar plan yapılırsa gerçekleşmediğinde hayal kırıklığı artar” dedi.   Eşimle ilişkim nasıl olacak?    Hamilelik döneminde kadınların hormonal değişimlerle beraber bebeği korumak ve kollamak için doğal olarak bebeğe yöneldiklerini, merkezin artık bebek olduğunu ve bebeğin sağlığının annenin sağlığı ile orantılı geliştiğini de vurgulayan psikolog Yurtseven, özellikle beslenmeye dikkat etmenin bu dönemde önem taşıdığını söyledi.   “Hamilelikte bulantı, iştahsızlık, yorgunluk ve uyku değişiklikleri görülebilir. Bu dönemde karmaşık duygular, kararsızlık, bebeğin sağlığı hakkında yoğun endişe hissedilebilir” diyen psikolog Yurtseven, anne adaylarının sık sık ‘Nasıl bir anne olacağım, eşimle ilişkimeskisi gibimi olacak’ sorularını kendisine yönelttiğini belirtti.   Kilo kaygısıyla gereksiz diyet yapılmamalı    Hamilelik döneminde anne adayının özellikle kendi bedeni ile ilgili endişeleri ve takıntılarının ön plana çıktığını da vurgulayan Yurtseven şunları söyledi: “Eşinin kendisini beğenip beğenmeyeceği ve eskisi gibi çekici olmadığı endişeleriyle gereksiz rejimler yapılır.   Oysa bu dönemde asıl önemli olan, bebeğin sağlık durumudur. Bebeğin sa...

EBEVEYNLERİN SIKÇA YAPTIKLARI HATA

  Soğuklarda hastalanır kaygısıyla çocuklarını sokağa çıkarmaktan kaçınan aileler çözümü vitamin takviyesinde buluyor.   Ancak fazla doz D vitamini başta böbrek taşı olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açıyor!   D vitaminin ana kaynağı güneş ışığı. D vitamini vücutta kalsiyum dengesinin düzenlemek, kemik mineral yapısının oluşmasını sağlamak, büyüme-gelişmeye katkıda bulunmak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek gibi son derece önemli bir işleve sahip. Bu önemli işlevlerinden dolayı D vitamini gereksinimi, hızlı büyüme dönemlerinde artıyor. Çünkü eksikliğinde çocuklarda büyüme ve gelişme etkilenebiliyor, ciddi bir metabolik kemik hastalığı olan raşitizm ortaya çıkabiliyor.   Vücuttan atılamıyor   Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk ve Ergen Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz, çocuklara aşırı D vitamini takviyesi yapılmasının zararlı sonuçlar oluşturabileceğine dikkat çekti. Semiz, " D vitamini yağda eriyen ve depolanan bir vitamin olduğu için günlük gereksinimin üzerinde alındığında vücuttan kısa zamanda atılamıyor. Bunun sonucunda da başta böbrek taşı oluşumu olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor" uyarısında bulundu.   Gelişigüzel takviye yapmayın   Prof. Semiz, birçok multivitamin preparatında idame dozda D vitamini bulunduğuna, buna rağmen ailelerin hem multivitamin hem D vitamini içeren preparatları  kullandığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Kimi zaman da aileler önerilen dozu yanlış uyguluyor. Diş çıkarma ve yürümede gecikme nedeniyle reçetesiz ya da reçeteli depo D vitaminleri gelişigüzel kullanılabiliyor, ...

HİJYEN KURALLARINA UYMAYI ÖĞRENMELİ

  Kreşe başlayan çocukların kalabalıkla tanışması kış hastalıklarına da zemin hazırlıyor.   Çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının sık görülmesinin sebepleri arasında henüz bağışıklık kazanmamış olmaları ve hijyen kurallarına yeterince uyamamaları geliyor.   Kış hastalıkları en çok çocukları etkiliyor. Başta soğuk algınlığı olmak üzere, zatürre, bronşit, nezle, grip salgınları da artıyor.   Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cem Öcal, hijyen kurallarına uyamayan çocukların hastalıklara daha sık yakalandığını, soğuk havaların  solunum yolu enfeksiyonlarını artırdığını ifade etti.   Yılda 6-7 kez soğuk algınlığına yakalanıyorlar   Soğuk algınlığının genellikle virüsler tarafından oluştuğunu ve toplumda en sık görülen akut enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Dr. Öcal şu bilgileri paylaştı: "Okula giden bir çocuk yılda yaklaşık 6-7 kez soğuk algınlığı geçirmektedir. Bu hastalığın bulaşması; hasta çocuğun öksürme ve hapşırmasıyla direkt temas veya çocuğun salgılarına temas etmiş eşyalar yoluyla olmaktadır.   Boğaz ağrısı, kaşıntısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, hapşırma, gözlerde sulanma, öksürük ve hafif ateş belirtiler arasında yer alır. Genellikle 7-10 gün içerisinde iyileşme sağlanmaktadır. Antibiyotik kullanmanın hiçbir yararı yoktur. Burun tıkanıklığı için burun damlaları önerilmektedir. C vitamini, ekinezya, propolis, çinko gibi soğuk algınlığında sık kullanılan desteklerin hiçbirinin etkinliği kanıtlanmamıştır."   Orta kulak iltihabı ve bronşit sık görülüyor   Orta kulak iltihabının çocukluk döneminde en sık görülen hastalıklardan biri olduğunu da söyleyen Dr. Öcal, " 2-3...

SAĞLIKLI HAMİLELİK BU TERSLERDEN GEÇER

  Sağlıklı hamilelik dönemi kişiden kişiye farklılık gösteriyor.   Aslında hamilelik macerası bebeğin kalp atışını duyduktan sonra başlıyor. Herhangi kronik bir hastalığı olmayan gebelerle olanların dikkat etmesi gerekenler çok farklı. İşte hamilelikte yapılması gereken testler.   Hamilelik öncesinde Pap-Smear, kan sayımı, TSH tetkikleri ve ultrasonografik muayenenin mutlaka yaptırılması gerekiyor.   Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İrem Cansever; "Bebeğinizin sağlıklı bir gelişim göstermesini istiyorsanız gebelik oluşmasından en az 6 hafta önce folik asit kullanımına başlamanız gerekir. Adetiniz geciktikten sonra yaptırdığınız gebelik testi pozitif çıktığında çok fazla beklemeden gebelik kesesinin rahim içinde olup olmadığına bakılması için mutlaka hekiminize başvurun" dedi. Dr. Cansever hamilelik boyunca yapılması gereken testleri de şöyle aktardı:   Kan sayımı: Hamilelik sürecinde demir eksikliği yaşanmaması ve gerektiğinde demir takviyesi amacıyla yapılan testtir.   BEBEĞİN GELİŞİMİNİ ENGELLER   TSH: Önceden bilinmeyen ve gebelikte aktif olarak ortaya çıkabilecek tiroid hastalığının tespiti için yapılan testtir. Tiroid hastalığı annenin yanı sıra bebeğin gelişimini de olumsuz yönde etkilediği için çok önemlidir.   Kan grubu: Anne ve babadan kaynaklanabilecek kan uyuşmazlıkları için gerekli önlemlerin alınmasına yönelik yapılan testtir.   Torch tayini: Toksoplazma ve Rubella (Kızamıkçık) gibi hamileliğin sonlandırılmasına neden olabilecek önemli ve aktif enfeksiyonların erken dönemde tespit edilerek tedavi sürecinin başlatılması için yapılır.   Seroloji: HIV ve özellikle ülkemizde çok sık görülen Hepatit B testleri gebelik sonras...

OBEZİTE HIZLA İLERLİYOR

  Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, sorunun aşılması için toplumun bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.   Dünyada 400 milyon, ülkemizde ise 20-22 milyon obez bulunuyor. Araştırmalara göre, 1.6 milyar insan ise fazla kilolu. 2020 yılında obezlerin 700 milyona, fazla kiloluların ise 2.5 milyara çıkacağı tahmin ediliyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, toplumun bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekerek “Fiziksel aktivite ve hareket alışkanlık haline gelmeli, beslenme alışkanlıkları ve gençlerde çok görülen fast-food beslenmenin zararları devamlı topluma anlatılmalı” dedi.   Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, ülkemizde obezitenin arttığını, özellikle çocuklardaki obezitenin hızlı bir artış gösterdiğine dikkat çekti. Bağrıaçık, özetle şunları söyledi: “1.5-2 milyon çocuğun obez olduğu tahmin edilmektedir. Eğer bu çocuklar tedavi edilmezse ileri yaşta bunlarda tip 2 diyabet oluşumu kaçınılmazdır. Diğer komplikasyonlar ve kanser riski de bu çocuklarda fazladır. Toplumun bilinçlendirilmesi, okullarda, işyerlerinde, kışlalarda obezite ile savaş başlatılmalı, beslenme alışkanlıkları ve gençlerde çok görülen fast-food beslenmenin zararları devamlı topluma anlatılmalı, okul kantinleri zararlı besinlerden arındırılmalı, yağlı ve şekerli besinlerin boyutları ve gramajları küçültülmeli, fiziksel aktivite ve hareket alışkanlık haline gelmeli ve çocuk yaşta başlamalı.”  

SAĞLIKLI BİREYLER YETİŞMESİ İÇİN ÇOCUKLARA GEREKEN ÖNEM VERİLMEL

  Sağlıklı bireyler yetişmesi için ailelerin çocuklarına gereken önemi ve değeri vermesi gerektiği belirtildi.   Yozgat'ta faaliyetini sürdüren Aktif Eğitimciler Sendikası tarafından Yozgat Özel Ergin Koleji salonunda düzenlenen 'Aile ve Gençlik' konulu konferansa; Yozgat Milli Eğitim Müdürü Saim Kuş, İl Emniyet Müdürü Hasan Yılmaz, Aktif Eğitimciler Sendikası Yozgat Temsilcisi Turgut Hatipoğlu, öğretmenler ve vatandaşlar katıldı.   Konferansa konuşmacı olarak katılan Doç. Dr. Halit Ertuğrul, toplumun en küçük çekirdeğinin aile olduğunu belirterek, "Ülkemizi diğer ülkelerden ayıran özelliklerin başında, aile gelmektedir. Biz Türk toplumu olarak örf, adetlerimize, gelenek ve göreneklerimize bağlı bir milletin mensuplarıyız. Bizim bu aile bağlarımızın gelecek nesillerimize sağlıklı bir şekilde aktarılması için gençlerimize ve çocuklarımıza doğru bilgiler aktararak yetiştirmeliyiz. Aile bağlarımız ne kadar güçlü olursa Türk toplumu olarak bizler de daha güçlü oluruz. Çocuklarımıza her zaman gereken önemi ve değeri vermeliyiz." diye konuştu.   Aktif Eğitimciler Sendikası Yozgat İl Temsilcisi Turgut Hatipoğlu da ailenin önemine değindi. Hatipoğlu, şöyle dedi: "Sendika olarak bu tür etkinliklere her zaman önem veriyoruz. Toplumun her kesimini ilgilendiren konulara yönelik konferanslar ve seminerler düzenleyerek vatandaşlarımızı bilgilendiriyoruz. Toplumun çekirdeği olan aile yapısı çok önemlidir. Çünkü güçlü bir ailede çocukların davranışları ve kişilikleri, o ailenin çocuğuna verdiği önemi de gösterir. Eğitim, sadece okulda olmayıp ailenin çocuğuna verdiği eğitimle de...

ÇOCUĞUNUZ 4 YAŞINA GELENE KADAR KURUYEMİŞ YEDİRMEYİN

  Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Öztürk, çocukların en az 4–5 yaşına kadar kuruyemiş tüketmemeleri gerektiğini söyledi.   Prof. Dr. Adnan Öztürk, anne ve babaların çocuklarıyla ilgili belli yaş dönemine kadar dikkat etmeleri gereken bazı kurallar olduğunu söyledi.     Ebeveynleri küçük yaştaki çocukların beslenmesi konusunda bazı noktalara dikkat etmeleri konusunda uyaran Prof. Dr. Öztürk, "Çocuklar bu yaşta dişleri tamamen çıkmadığı için büyük yiyecek parçalarını küçük parçalara ayıramazlar. Sert ve kabuklu olan kuruyemişlerde durum daha farklıdır ve bunları dişler aracılıyla öğütmek, küçük parçalara ayırmak çok zordur. Bu nedenle kolaylıkla solunum yollarına kaçabilecek yiyecek türü olan kuruyemiş üzücü istenmeyen olayların yaşanmasına neden olabilir. Boğulmaya bağlı ölümler gerçekleşebilir. Dikkatli olunmalıdır." dedi.     Kış aylarında zamanın büyük bir bölümünü evde geçirmek zorunda kalan çocukları bekleyen bazı kazalara karşı da dikkatli olunması gerektiğini kaydeden Öztürk, "Evde kayan halılar, tehlikeli cisimler, parçaları çabuk kopan oyuncaklar, kül tablalarında unutulan çöp ve sigara izmaritler çocuklar için en büyük tehlikeler arasında. Evdeki tehlikeli cisimlerden olan bıçak, makas, iğne, kibrit gibi eşyaların ortada bırakılmamalı, bu tür cisimlerin her yaştaki çocuklar için tehlike oluşturabilir. Kül tablalarında bırakılan çöp, sigara izmariti gibi atıkları çocu...

ÇOCUĞUNUZ UYUMUYOR MU?

  Çocuklarda yaşanan uyku problemleri anne ve babaları en huzursuz eden konuların başında geliyor. Birçok ebeveyn, “Çocuğumu yatağına yatıramıyorum, tek başına yatmak istemiyor, korkuyor, sık sık uyanıyor, uykuda diş gıcırdatıyor.”gibi şikâyetlerle hekime başvuruyor. Çocukta uyku sorununun pek çok nedeni olabildiğini ifade eden Üsküdar Üniversitesi Etiler Polikliniği Çocuk ergen Uzman Psikoloğu Aynur Sayım, yaşanan uyku problemlerinin fiziksel olduğu kadar duygusal kaynaklı da olabileceğini belirtiyor.   Anne-babanın, bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı olmaları gerektiğine dikkat çeken Sayım, onları ihmal etmemeleri, korkular ya da anksiyete nedeniyle uyuyamayan çocukları anlamaları gerektiğini hatırlatıyor.   Doğumdan itibaren ilk yıl bebeğin bedensel gereksinimleri ve şikâyetleri, ortam ısısı, gürültü, annenin bebek ile kurduğu güven ilişkisi, ihtiyaçlarını karşılama biçimi, annenin psikolojisinin uykuyu etkileyebileceğine dikkat çeken Sayım, bu dönemlerde bebeklerin acıkıp, gaz çıkarabileceği gibi reflüsünün de olabileceğini ifade ediyor.   Uykunun bebek gelişimi açısından temel gereksinim olduğunu, her çocuğun uyku alışkanlıkları ve gereksinimlerinin farklılık gösterebileceğinin altını çizen Sayım, yeni doğan bir bebeğin günde 16-17 saat uyuyabilmekte olduğunu kaydediyor.   Çocuklar davranış diliyle konuşur   Uyku sorunlarının büyük kısmının ikinci yıldan itibaren göründüğünü sözlerine ekleyen Sayım söz konusu sorunları ise şu şekilde ifade ediyor.   Uykuya dalma sıklıkla zor olur. Sonraki dönemlerde de korkular, çocuğun anksiyetesinin yüksek olması, uyurgezerlik, diş gıcırdatma görülmeye başlar. &C...

FAZLA HİJYEN HASTA EDİYOR

  Uzmanlar, yuvaya gitmeyen ve evde çok hijyenik koşullarda bakılan çocukların okul veya yuvaya başladıktan sonra sık hastalandığına dikkat çekiyor.   Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıklar arasında soğuk algınlığı, grip, bademcik, farenjit, kulak iltihapları ve larenjit yer alıyor. Çocuklarda bu tip enfeksiyonlara neden olan 200'ü aşkın mikrop bulunduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Asuman Akça, sağlıklı çocuklarda üst solunum enfeksiyonlarının bir hafta içinde kendiliğinden geçmesi gerektiğini vurguladı.   Çocuklarda sonbahar-kış döneminde görülen hastalıklar hakkında sık sorulan soruları yanıtlayan Dr. Asuman Akça, bu hastalıkların nedenleri ve tedavileriyle ilgili şu bilgileri verdi:   Hastalıklar hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?   Solunum yollarını tutan hastalıkların en sık nedeni enfeksiyonlar, bunların da en sık etkeni virüslerdir. Nadiren bakteri ve çok daha nadir olarak diğer mikroplar, solunum yollarının herhangi bir bölümünü tutabilir. Hastalık yerleştiği organa özgü bazı belirtiler verebiliyor.   Bunları;  - Kulağı tutarsa kulak ağrısı,  - Gırtlaksa yerleştiyse ses kısıklığı,  - Akciğeri etkilediyse bronşite bağlı öksürük, nefes darlığı, hışırtı,  - Ortak bulgular ise, ateş, kırgınlık, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, kas ağrıları, bazen bulantı, kusma ve ishal şeklinde sıralayabiliriz.    Hastalığın tedavisinde muayene sonucuna göre ve sebebe yönelik ilaç seçimi yapılabiliyor. Eğer ateş varsa, ateş düşürücü şuruplar, gerçekten öksürük rahatsız ediyorsa öksürük ilaçları kullan...

BÖYLE İZLİYORSA DİKKAT

  Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Esgin, çocukların televizyonu yakından izleme eğiliminin göz bozukluğu belirtisi olabileceğini belirterek, çocukları bir an önce bir göz hekimine götürmek gerektiğini söyledi.   Esgin, göz problemlerinin önemli bir kısmını “gözün kırma kusurları” denilen hastalık grubunun oluşturduğunu, bu hastalıkların halk arasında miyop, hipermetrop ya da astigmat olarak bilindiğini anlattı.   Kusurların yüzde 30'unu miyobun oluşturduğunu kaydeden Esgin, göz küresinin normalden daha uzun olduğunda odağın öne düştüğünü ve o zaman “miyop” denilen hastalığın ortaya çıktığını bildirdi. Esgin, miyobun ilerleyen ve bulanık görülen bir durum oluşturduğuna dikkati çekti.   ÇOCUKLARA DİKKAT     Çocukların, televizyonu ya da görsel araçları yakından izleme eğiliminde olduklarını, bu durumun göz bozukluğu belirtisi olabileceğini ifade eden Esgin, “Çocuk, yakından televizyon izliyorsa bu çocuğun gözünde bir kırılma kusuru olduğunun belirtisidir, çocuğu bir an önce bir göz hekimine götürmek gerekir. Çocuk, kendisine net görmesini sağlayan bir gözlük verildikten sonra daha uzaktan da çok rahatlıkla televizyonu izleyebilir hale gelir” diye konuştu.   Esgin, kırma kusurlarının yavaş gelişmesi nedeniyle gözü bozuk olanların durumun farkına varamadığını, birçok kişinin bir arkadaşının gözlüğünü taktığında daha net gördüğü zaman gözünün daha iyi görme kapasitesi olduğunu fark ettiğini vurguladı.   Çocuklarda göz tembelliğinin ...

ÇEREZ YEDİRTMEYİN!

  Uzmanlar, nefes borularına kaçma riski olduğu için küçük çocukların çerez tüketimine dikkat edilmesini öneriyor.    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın, 'Fındık, fıstık, leblebi, çekirdek gibi besin maddeleri 4-5 yaşından küçük çocuklara ezilerek verilmeli' dedi.   Günaydın, AA muhabirine, çocuğun kendisinin ağzına koyduğu ya da birisi tarafından ağzına konan bir maddeyi nefes borusuna kaçırma olaylarının sıkça görüldüğünü, ailelerin bu konuda dikkatli davranması gerektiğini söyledi.   Erkek çocukların kızlara göre daha fazla yabancı cisim yuttuklarını belirten Günaydın, şöyle devam etti:   'Erkek çocukların yabancı cisim yutmaları ve bu cisimleri nefes borusuna kaçırmaları daha fazla yaşanmakta. Bunun nedeni, erkek çocukların kızlara göre daha aktif olmaları. Cismin küçük, kaygan yüzeyli, yuvarlak ya da silindirik şekilli olması, riski artırır. Özellikle fasulye, mısır, çekirdek, fındık, ceviz gibi yabancı cisimler nefes borusuna kaçtığında zaman içinde sudan etkilenerek şişer ve ani tıkanmalara neden olur. Bu da sağlık açısından önemli bir sorundur. Bu nedenle fındık, fıstık, leblebi, çekirdek gibi besin maddeleri 4-5 yaşından küçük çocuklara ezilerek verilmeli.'   -'En çok 1-3 yaş grubunda görülüyor'-   Çocuklar tarafından yutulan ve nefes borusuna kaçan maddelerin sıklıkla 1-3 yaş grubu arasında görüldüğünü dile getiren Günaydın, şöyle konuştu:   '&C...

ALTERNATİF TEDAVİLERE DİKKAT!

  Bebeklerdeki fonksiyon bozukluğu ömür boyu etkisini gösterebilir.   Türkiye'de yeni doğan bebeklerin önemli bir kısmında doğum öncesi, doğum sırası ya da doğumu takip eden günlerde yaşanan yaralanmalar sonucu fonksiyon bozuklukları oluştuğu belirtildi. Ebeveynlerin bu durumu kabullenmek istemediklerini belirten uzmanlar, erken teşhis imkanının ömür boyu sürecek bir olumsuzluğun önüne geçebileceğinin altını çizdi.   Türkiye'deki doğum oranları kadar doğum kalitesi, doğum sonrası takip gibi konular da bebek sağlığıyla yakından ilgili. 600 bebekten 1'inde görülen fonksiyon bozukluğu problemi, bu konunun önemini ortaya koyuyor. Türkiye'deki rakamlar ABD'deki istatistiklerle karşılaştırıldığında ortaya çarpıcı sonuçlar çıkıyor. ABD'deki rakamlar nüfusun bin de 2'sinde karşılaşılan problemin, Türkiye'deki oranın yarısı kadar olduğunu ortaya koyuyor.   Serebral Palsy (CP) olarak bilinen rahatsızlığın nedenleri arasında akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıklar, doğum şartlarının olumsuzluğu, ilk çocukluk yıllarında bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı ve beslenme yetersizliği gibi faktörler yer alıyor.    Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, insan hayatının başında karşılaşılan bu durumun ömür boyu etkisini sürdürebileceğini belirterek bazı uyarılarda bulundu. Şenbursa, CP'nin doğum sırasında oluşma riskine dikkat çekerek, "Anne-baba arasındaki akrabalık veya kan uyuşmazlığı, hamilelik sırasında geçirilen enfeksiyon hastalıklar, kullanılan ilaçlar, geçirilen kazalar bu nedenlerden bazılarıdır. Prematüre doğum ve düşük doğum ağırlığı, sezeryan, morarma, doğum sırasında hatalı forceps (doktorların kullandığı bir m...

FELÇ VE SPASTİK ÇOCUKLARIN TEDAVİSİNDEKİ YANLIŞLAR

    Felç ve spastik çocukların tedavisinde yanlış ve gereksiz tedaviler uygulanıyor.   Halk arasında felç diye bilinen “inme” ile spastik çocuk diye bilinen “serebral palsi”  hastalarına yanlış ve gereksiz tedaviler uygulandığı belirtiliyor. Uzmanlar, “Felçli hastalar ve spastik çocukların tedavisi çok sık suistimal ediliyor. Tedavilerde, yalnızca basit hareketlerden oluşan egzersiz tedavisi eksik kalacaktır. Ozon veya kuantum gibi uygulamaların tedavide gerekli olduğu yönünde yapılan telkinlerde çok sık yapıylıyor. Halbuki bu tedavilerin bu hastalıklarda tıbbi kanıtı yoktur” dediler.   Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Erbil Dursun, ülkemizde felçli ve spastik çocukların tedavisinde gereksiz, yetersiz ve yanlış şekillerde uygulamaların yapıldığına sıklıkla şahit olduklarını vurgulayarak “Ülkemizde maalesef ailelere bilinçli veya bilinçsiz şekillerde doğru olmayan mesajlar verilmektedir” dedi.   Serebral palsinin bebeklikten itibaren erken tedavisinin gerekli olmadığı yönünde ailelere telkinlerin yapıldığını anımsatan Dursun “Halbuki, serebral palsi’den şüphe ediliyorsa, bebek doğar doğmaz, tedavi mümkünse kuvözde başlamalıdır” vurgusunu yaptı. Spastik çocuklarda ve felçlerde kas kasılmalarının erken tedavilerinin çok önemli olduğuna dikkat çeken Dursun “Böyle olduğu halde, buna ‘gereksiz’ veya ‘zararlı’ bile dendiğine sıklıkla şahit olmaktayız. Oysa kas kasılmalarının tedavilerine geç başlandığında çoğu zaman iş işten geçmiş olabilmektedir” diye konuştu.   Serebral palsi’nin toplumsal yönü de ülkemizde çok zayıf olduğunu vurgulayan Prof. Dursun, eğitim ...

ŞAŞILIĞIN SEBEBİ AKRABA EVLİLİĞİ DEĞİL

    Diyarbakır'da özel bir hastanede göz hastalıkları uzmanı olan Op. Dr. Lokman Balyen, akraba evliliği ile doğan çocuklarda şaşı olma ihtimalinin, diğer çocuklara nazaran daha yüksek olduğunu söyledi.   Şaşılığın herhangi bir bakış yönünde iki gözün görme eksenlerinin paralel olmaması durumu olduğunu belirten Op. Dr. Balyen, şaşılığın doğuştan olabileceği gibi, ileri yaşlarda da ortaya çıkabileceğini kaydetti.  

DİL ÖĞRENİMİ ANNE KARNINDA BAŞLIYOR

  Amerikalı ve İsveçli bilim adamlarının yaptığı araştırma, bebeklerin doğduktan sadece birkaç saat sonra ana dil ve yabancı dil arasındaki farkı anlayabildiğini gösterdi.   Bebeğin, annesinin karnında anadilini benimsemeye başladığını vurgulayan bilimciler, yarısı erkek, yarısı kız, 7-75 saat önce doğan 80 bebeğe annelerinin anadili olan İngilizce ya da İsveççe sesler ile yabancı bir dildeki sesleri dinletti. Bu sesleri dinlerken bebeklerin dikkatleri bir bilgisayara bağlı emziği emme sürelerine göre değerlendirildi. Bebekler emziği her emdiğinde ünlü bir harf duydu. Anne karnındakinden farklı sesler duyan bebeklerin emme süresinin ana dilinde sesler duyanlardan daha uzun olduğu, bunun da yabancı seslerin algılanmasının daha az olduğunu gösterdiği belirtildi.  

ÇOCUKLUKTAKİ SORUNLARIN İZLERİ, HAYAT BOYU SÜRÜYOR

  Çocukluktaki psikolojik sorunların kişinin hayatı boyunca ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıya kalmasına neden olabileceği ortaya çıktı. İngiltere'de yapılan araştırmaya katılan 17 bin 634 kişi, doğumunun ilk haftasından 50 yaşına kadar izlendi. Çocuklukta ciddi psikolojik sorunları olanların gelirinin 50 yaşına geldiklerinde, sorun yaşamamış olanlardan yaklaşık yüzde 25 daha az olduğu belirlendi. Bilim adamları, sorun yaşamış çocukların yetişkinlikte işlerine daha az özen gösterdiğine, bu kişilerde evlenme oranının daha düşük ve diğerlerinden daha dengesiz sosyal ilişkilere sahip olduğuna dikkati çekti. Daha önce ABD'de yapılan araştırmalar da çocuklukta yaşanan psikolojik sorunların kişinin hayatı boyunca olumsuz sosyoekonomik etkileri olabileceğini göstermişti.  

BEBEĞİ TAŞIRKEN FITIK OLMAYIN!

  Bebeği pusetle uzun mesafe taşımak, yere aniden eğilip kucağa almak...   Hemen her annenin sıkça yaptığı bu tür hatalar bel veya boyun kaslarına hasar veriyor. Üsteliek, cerrahi müdahale gerektirebilecek kadar ağır seyredebilen bel veya boyun fıtığına da yol açabiliyor!   İnsanların yüzde 80'i hayatlarının bir döneminde bel ağrısı şikayetiyle karşılaşıyor. Kimi zaman kişinin vücut yapısı, kimi zaman taşınan yükün ağırlığı veya hatalı davranışın şiddeti bel veya boyun fıtığı gibi ciddi tablolar da oluşturabiliyor. International Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doçent Dr. İbrahim Sun, kadınlarda görülen fıtıklarda çocuğu hatalı taşımanın önemli bir yer tuttuğuna dikkat çekerek, "Annelerin yaptıkları en büyük hatalardan biri çocuklarını pusetle uzun süre taşımak. Özellikle yeni doğum yapmış annelerin kasları ve bağları zaten zayıf oluyor. Buna bir de çocuğun kilosuyla birlikte 8-10 kiloluk yük taşımak eklenince, bel veya boyun omurları ciddi boyutlarda hasar görebiliyor. Bunun sonucunda da fıtık oluşabiliyor" dedi.   Aniden hamle yapınca   Bel fıtığı beldeki omur kemikleri arasında bulunan bu disklerin aşırı zorlamalar nedeniyle fıtıklaşması sonucu ortaya çıkıyor. Boyun fıtığı da yine aynı mekanizmayla gelişiyor ve kişinin yaşam kalitesini ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Doç. Dr. Sun, özellikle yeni doğum yapmış annelerin bel ile boyun fıtığı riski altında bulunduklarını belirterek, "Çocuk kucaktan inmek için yere doğru hamle yaptığında beli  aniden sağa veya sola eğmek omur kemiklerindeki diskleri aşırı zorluyor ve bunun sonucunda da bel ya da boyun bölgesinde fıtık gelişiyor" uyarısını yaptı.   Ağrı en önemli sinyal!   Ağrı, bel ya da boyun omurga...

UYKUDAN ÖNCE İÇİLEN SÜT ÇOCUKTA ASTIMI TETİKLER!

  ÇOCUK Sağlığı ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, annelerin çocuklara uykudan önce içirdiği sütün yararlı değil, aksine zararlı olduğu uyarısında bulundu.   Tabak, yatmadan önceki iki saat içinde çocuklara su dışında gıda verilmesinin sağlıklı olmadığını söyledi.   ATAKLARA YOL AÇABİLİR Prof. Dr. Tabak sözlerini şöyle sürdürdü: Alerjik astımı olan çocuğun mide başı normalden gevşektir. Süt, yatar pozisyona geçildiğinde içeriğindeki mide asidiyle birlikte yutma borusundan, solunum sistemine kaçmaktadır. Sinüzit, astım bronşit ve hatta larenjit olarak bilinen ve ses kısıklığıyla seyreden ataklar gelişebiliyor...  

ÇOCUKLARDA GÖBEK FITIĞINA DİKKAT!

  Göbekte oluşan şişlikle ortaya çıkan göbek fıtığında, bazen cerrahi müdahalede bulunulmayabiliyor. Ancak göbek halkasının 1.5-2 cm.’den geniş olduğu durumlarda cerrahi müdahale gerekebiliyor.   Anne karnındayken, göbek halkasının içerisinden geçen damarlar, anne ile çocuk arasındaki bağı oluşturur ve çocuğun büyümesi için gerekli ihtiyaçları karşılarlar. Doğumla beraber bu damarlar, kendilerini saran halkadan daha hızlı büzüşerek kapanırlar. Büzüşmüş damarlar çevresinde, henüz kapanmakta olan göbek halkasının içinde oluşan boşluktan karın içindeki bağırsakların ya da yağın girip çıkmasıyla göbekte oluşan şişliğe “göbek fıtığı” denir. Göbekteki şişliğin içeri itilip, bağırsakların tekrar karın içerisine girmesi sağlandığında, parmağınızı saran açık göbek halkasını hissedebilirsiniz.   Tanı konulduktan sonra ne yapılmalı?   Çoğu göbek fıtıklarında, göbek halkası yavaş yavaş kapanacağı için herhangi bir cerrahi müdahalede bulunmaya gerek yoktur. Ancak dört yaş üstü çocuklarda ya da göbek halkasının 1.5-2 cm.’den geniş olduğu durumlarda kendiliğinden kapanmanın olmayacağı düşünülüp cerrahi tedavi önerilebilir. Göbek fıtığında bağırsakların geçtikleri halka içerisinde sıkışarak boğulmuş fıtık haline gelmeleri çok nadirdir, ancak yine de göbekte oluşan şişliğin ağrılı bir şekilde devam etmesi, kusma ve karın şişliğinin de eşlik ettiği durumlarda acil cerrahi gerekebileceği hatırda tutulmalıdır.   Ameliyat öncesi hazırlık ve ameliyat nasıl olacak?   Göbek fıtığından dolayı cerrahınız ameliyat endikasyonu verdiği takdirde, ameliyat tarihinizde, randevu saatin...